ÇENE ŞUL, NE DEMEKSE ?

Annem bana okul öncesi yaşlarımda Gıbçık derdi. Yerimde duramadığım ve   ortalığı 'teştiğim' için, siz de anladınız, Kıpçak diye seslenirdi bana. Bu deyişinde Oğuzların Kıpçaklara duyduğu beğeninin, anlayışın izleri var. Sonraları Kıpçaklarla farklı coğrafyalarda yaşadığımızdan aramızda pek ilişki olmadı ama Oğuzlardaki anıları demek yüzyıllarca sürmüştü. Osmanlının ilgisi ganimet ve vergi gelirleri nedeniyle Hıristiyan Avrupa'ya doğruydu. Örneğin Osmanlı Kuzey ve Güney Azerbaycan'la birleşmeyle ilgilenmemiştir. Kıpçakların da ilgisi bizim gibi aynı nedenlerle ama Karadeniz'in Kuzeyinden olarak Hıristiyan Avrupa'ya doğru olmuştur. Yalnız Karadeniz'in Kuzeyinden Avrupa'ya akan soydaşlarımız bizim bilmediğimiz bir durumla karşılaştı. Kabarlar, Uzlar(bunlar Oğuz'dur), Bulgarlar, Peçenekler, Kumanlar, Kunlar, Kıpçak'lar, ve Tatarlar aynı yıllarda aynı yönde yerleşecek ülke ve ganimet geliri peşindeydiler. Yerleşecek ülkelerin sınırlı oluşundan birbirleriyle karşı karşıya geldiler ve zaman zaman getirildiler. Hazar'ın Kuzey Doğusunda ayrıldığımız zamandan 400 yıl sonra onlarla Balkanlarda karşılaştık. Oldukça uzun bir zamandı bu geçen zaman. Artık Kabarlar ve Kunlar Macar; Bulgarlar Slav; Kumanlar Rumen olmuşlardı. Uzlar ve Peçenekler Slavların içinde kaybolmuşlardı. Bunun nedeni Slavların, Macarların, Romenlerin sayısının Türklere kıyasla ezici çoğunlukta olmasındandı. Hiçbiri ulus devlet olamadılar. Biz Türkler artık kayıp olduk ama böylelikle Balkan halklarının ataları arasında yer aldık. Ayrıca 500 yıl boyunca yeniçeri olarak Balkanlılar önemli sayıda Türklere karışmışlardır. Karadeniz'in güneyinde biz de imparatorluk kurmuş, çok geniş alanlara yerleşmiş ancak ulus devleti kuramamıştık. En kalabalık olduğumuz yerde, Anadolu'da bile Rumlar, Ermeniler ve Kürtlerle iç içeydik.

Türkiye Türkleri, Azeriler, Türkmenler ve Uygurlar Güney Türkçesini konuşurlar ve birbirlerini anlarlar. Kırgızlar, Özbekler, Karakalpaklar, Kazaklar, Nogaylar, Tatarlar ve Altay Türkleri Orta Türkçe dediğimiz Kıpçakça'yı konuşurlar. Onların da aralarında bizimle Türkmence ve Uygurca arasında olana benzer farklar vardır. Kıpçaklarla Oğuzlar anlaşamazlar. Kıpçakça eski Türkçeye daha çok benzer. Bir de Kuzey Türkçeleri dediğimiz Çuvaşça ve Yakutça var. Çuvaş sözcüğünün ne demek olduğu bugün bilinmiyor. Ula'da yaşlı bir bayan komşum güneşe Çuveş derdi. Bu söyleyiş beni düşündürtmüştü, Çuvaş belki güneş demekti, güneşten gelen demekti, çünkü onlar Karadeniz kıyısından Kuzeye, karlar diyarına göçen halktı? Çuvaşça, Hun dönemi Türkçesinin bir devamıdır. Yakutlar diğer Türk topluluklarından epey uzakta yaşadıklarından dilleri Türkçenin farklı özelliklerle gelişmiş bir türüdür. Birlikte yaşadıkları Sibir'lerin dillerinden ses olarak etkilenmiş olabilirler. Bu son iki Türkçe öncekiler gibi lehçe sayılmazlar, çünkü fark çok büyüktür. Konuştukları dil Türkçedir ama diğer Türklerce anlaşılamazlar. Aynı sözcükleri kullanırlar fakat sözcük içindeki bazı sesler başka seslere dönmüşlerdir. Örneğin Çuvaşçada çene şul, yeni yol demektir, çok da andırıyor gerçekten. Seslerin hangi sese değiştiğini bilenler Çuvaşça'yı anlarlar ancak çok sayıda ses değişimi kuralı olduğundan anlama zor bir uğraştır.

 

 

           

YAZARIN DİĞER YAZILARI