BİR KÖYCEĞİZ HİKÂYESİ-SANDRAS’IN ÇİÇEKLERİ…
DURASIM GELİR
Yine çöktü sabah sisi Kızlan’a,
Varıp orda öyle durasım gelir.
Yatıp bir kuytuya boylu boyunca,
Gönlümce hülyalar kurasım gelir.
Karac’oğlan misali dağlarında,
Âşık Keremleyin o bağlarında,
Dolanıp solunda ve sağlarında,
Bir Türkmen güzeli sarasım gelir.
Çiçekler açıp kuşlar ötüşünce,
Meyveler olup yerlere düşünce,
Âşıklar zulalarda öpüşünce,
Ben de sevdiğime varasım gelir.
İster Hindistan’a git, ister Çin’e,
Sığmaz bu günlerde için içine.
Bu garibanın, yoksulun suçu ne?
Diyerek Mevla’ya sorasım gelir.
Çok da mağrur olmam, eğerim başım,
Oturur yerim eğer –varsa- aşım.
Ben bir insanım, sade vatandaşım,
O mağrur başları kırasım gelir.
8 Mayıs 2005 KÖYCEĞİZ.
Köyceğiz’e ilk gelişim 35-40 yıl öncesine dayanır. Sanırım Fethiye ÖLÜDENİZ’e bir okul gezisi yapıyorduk ve geçerken yol üstü diye uğramıştık. Başları göklere uzanan okaliptüs ağaçlarının arasındaki çay bahçeleri ve hemen dibindeki pırıl pırıl Köyceğiz Gölü’nün görüntüsü beni ve arkadaşlarımı mest etmişti. O zaman henüz İztuzu’ nu, Çiçekbaba’ yı, Sultaniye’ yi, Ölemez’ i, Yuvarlakçay’ ı, Akköprü’ yü, Şelale’ yi, Dalyan kanallarını, Kaunos’u, Kartal Gölü’nü, Gökçeova’ yı ve daha nice doğa harikasını bile bilmiyordum. Ne doğup büyüdüğüm Milas için, ne gençlik yıllarımın geçtiği Söke ve Kuşadası için, ne herkesin görmek için koşturduğu Bodrum ve çevresi için, ne yüksekokulu ve Fakülteyi okuduğum Isparta ve Ankara için, ne Bitlis için, ne İzmit ( çok güzel doğa harikaları olmasına karşın ) için buradaki gibi övgü şiirleri düzdüğümü hatırlamıyorum. Türkiye’nin pek çok yerini gezip çok güzel yerler de gördüm. Ancak burada bir başka hava, bir başka eda var… Hani Orhan Veli’nin “Beni bu güzel havalar mahvetti/Böyle havalarda unuttum/ Eve ekmekle tuz götürmeyi/Böyle havalarda istifa ettim/Evkaftaki memuriyetimden” dediği türden havalar bu havalar…
Buraya gelince bana bir şeyler oldu. Şiir yazma hastalığım nüksetti. Arka arkasına birçok pastoral (doğa şiiri) şiirler döktürdüm. Şiir yazmak edebiyatın en zor yanıdır. Bu iş okumakla, eğitimle, çalışmakla olacak bir iş değil… Eğer öyle olsaydı bütün doçentler, profesörler en güzel şiirleri yazarlardı. Her ne kadar pek çok edebiyatçı yazmaya şiirle başlamışlarsa da sonradan asıl mecralarına dönmüşlerdir. Çünkü bazı şeyler ıkınmayla, sıkınmayla, zorlamayla olmaz. Hele şiir gibi özgün bir sanatta asla olmaz. Duyup gördüklerini, yaşadıklarını herkesin yapamadığı bir biçimde, bambaşka sözlerle, vurgularla dile getirip başka insanlarda hayranlık etkisi bırakabiliyorsan, beğeni oluşturabiliyorsan o zaman yazdıkların kuru birer manzume değil; “ŞİİR” olmuştur. Alt alta iki satır yazmayan nice Edebiyat profesörleri biliriz de hiç edebiyat (hatta genel bir ) eğitimi almamış nicelerinin ne güzel şiirler döktürdüklerini de görürüz. Buna en güzel örnek okuma-yazma bile bilmeyen nice Halk Ozanlarımızın en güzel halk şiirlerini söylemiş olmalarıdır. Baksanıza şu dizelerin güzelliğine:
“Ormanda büyüyen adam azgını,
Çarşıda, pazarda insan beğenmez.
Medrese kaçkını, softa bozgunu,
Selam vermek için kesan beğenmez.
Elin kapısında kul kardaş olan,
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan,
Bayramdan bayrama bir tıraş olan,
Berbere gelir de dükkân beğenmez.
Dağlarda, bayırda gezen bir Yörük,
Kimi tımar sipah, kimi ser bölük,
Bir elife dili dönmeyen hödük,
Şehristana gelir ezan beğenmez.
Yaz olunca yayla yayla göçenler,
Topuz korkusundan şardan kaçanlar,
Meşe yaprağını kıyıp içenler,
Rumeli bohçası tütün beğenmez.
Aslında neslinde giymemiş hare,
İş gelmez elinden gitmez bir kare,
Sandığı gömleksiz duran mekkâre,
Bedestene gelir kaftan beğenmez.
Kazak Abdal söyler bu türlü sözü,
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü,
Köyden şehre gelen bir köylü kızı,
İnci yakut ister mercan beğenmez.
Bu haftaki yazıma “ÜZÜNTÜYÜ BIRAK/YAŞAMAYA BAK” adlı kitaptan aldığım bir özlü sözle son vermek istiyorum: “DÜŞMANLARINIZ İÇİN O KADAR KIZDIRMAYIN FIRINI, ÇÜNKÜ ( O FIRIN ) SİZİ DE YAKACAKTIR. Ne dün yapamadıklarınız için üzülün, ne de yarın yapacaklarınız için stres yaşayın!
Bu gün sağlıklı ve zindeyseniz onun tadını çıkarmaya bakın. Sizi rahatsız eden ortamlarda bulunmayın, elektrik almadığınız kişilerle görüşmeyin olsun bitsin. Yaşanacak onca güzellikler varken üzülmek niye?
Hoşça kalın, dostça kalın…
“SANDRASLAR’ ın ÇİÇEKLERİ”
Değerli okurlar, Günür Karaağaç’ ın “SANDRAS’IN ÇİÇEKLERİ” kitabı Şubat ayında çıkmış. Kime sordumsa bulamamıştım, sanki benden özellikle saklanıyordu. Sonunda bir yerlerden ele geçirdim. Hocam, bu kitabı irdeleyeceğimi biliyordu. Büyük emekler verilmiş, dış tasarımı oldukça mükemmel. 600 sayfayı aşkın, üç yazarlı bir kitap… İçi fotoğraflarla dolu… Keşke dışı gibi içindeki yazım kuralları da güzel olsaydı. Daha kitabı açmadan arka sayfadaki yazar yaşam öyküleri de kusursuz olsaydı. Kitabı açıp da birkaç sayfa okumaya başlayınca sanki taşlı-çakıllı-dikenli-zorlu bir orman yoluna girmiş de yolun çalışından, dikeninden, taşından, tozundan elim-ayağım, yüzüm-gözüm şerha şerha kana bulanmış gibi ilerlemem bir türlü mümkün olmadı, derecesiz huzursuz oldum. Çok okuyan biri olduğum için bir kitapta beni en çok yazım(imla) hataları huzursuz eder. Arka sayfadaki yazım hatalarını önceki bir yazımda irdelemiştim. 8.-10.sayfalardaki Milletvekilimiz Burak ERBAY’a ait ÖNSÖZ yazısında bir yazım yanlışına rastlamadım. 12. Sayfada başlayan “SANDRAS’ IN ÇİÇEKLERİ” Diyerek devam eden sayfalarda aman aman ne yanlışlar, ne yanlışlar... Daha ilk sözcükte “SANDIRAZLAR!” diye başlamış Hocam… Bir karara varalım. SANDRAS MI, SANDIRAZ MI?... Devamla; “Eserlerini kitabımızda yer aldı” Ne demek? , “Ağla Esi Muhtarı?”, Coğrafya da (16.s.), Çiçekbaba dır.(Neden ayrı) (16. s.), Çiçekbaba ının eteklerine (16. S.), Zaferler dir (neden ayrı? 16. s.), Coğrafya da üç yıldır! (Bu da ayrı? 16.s.), Kitabın bitiş tarihide? 16. s. ‘De’ ayrı yazılmalıydı.), Gelenyöre insanları?… birleşik yazılmış?... 17. s.), Karşımızda ki… ayrı yazılmış, ismin ilgi ekidir, birleşik yazılır. Bu manzaranın karşında oturup…(!?...) (17. S.) Hocam, bir de Luwiler mi? Yoksa Luviler mi? Bir karar ver… 12. Sayfadan 17. Sayfaya kadar ayrı ve bitişiik yazılan üç adet “de” yanlışı, 9 adet yerinde olmayan “virgül” hatası, üç adet “nokta” hatası, Araştırılmaya ve yazılmayı hakketmiştir!?(üç yanlış…), beş adet noktalı virgül hatası, Kaunos dan değil; Kaunos’ tan olacak. Hem ayrı yazılmaz, hem de “dan” değil, “ tan” olmalı. Yalınız değil; YALNIZ olmalı... Beş tane de üstten ayırma (apostrof hatası)… “Eren şenliklerinin kaynağına bu öğrenmiş olduk!” Ne demek hocam, biz bir şey öğrenemedik!… Önümüzdeki haftalarda irdelemelerimiz sürecek… Bu kadar yoğun ve kapsamlı bir çalışmaya şöyle “TÜRKÇE GRAMER BİLEN BİR DÜZELTMEN” gerekli değil miydi?... İrdelemelerimiz sürecek…