BİR YILDIR KÖYCEĞİZ'DE BİLE GÖREMEDİĞİMİZ NERGİSLER, ÇUKURCA' DA HEDİYE EDİLDİ BİZE.

BİR YILDIR KÖYCEĞİZ'DE BİLE GÖREMEDİĞİMİZ NERGİSLER, ÇUKURCA' DA HEDİYE EDİLDİ BİZE.

                Gözlerimden yaş yerine kan damlar,

                Bedenimde yangın olur, kaynar,

                Zap Suyuyla bu yangınım söner mi?

                Bin yıllık kardeşliğin özlemiyle geliyorum.

Ters Lale, otlu peynir, gizli kalmış güzellikler

Ve anlatamadığım daha neler neler.

Vatanımın serhat diyar-ı

Kimsesiz, çaresiz bir muhacirim

Misafirperverliğinle dağların

Yamaçların gölgesinde bul beni,

Çölemerik Hakkari. (Ömer KOÇTÜRK)

                Değerli okurlar, Çukurca bizi çok etkiledi, çok hoşnut etti. Aradığımız hemen her şeyi rehberlerimiz sayesinde bulup fotoğrafladık. Van' dan 15.00' da kalkan dolmuşumuz, özellikle Hakkâri' den sonra nice badireli yolları aşıp yalçın bayırlı, yüksek dağları, Zap Suyunun dibindeki derin vadileri aştıktan sonra saat 19.30 suları Çukurca sınırlarına girdiğinde ince ince bir yağmur çiseliyordu. Kaptanımız, bütün yolcularını teker teker girdili, çıktılı, dönemeçli sokaklardaki evlerine bıraktıktan sonra merkeze gelmiş ve bizi indirecekti. Anlaşmamıza göre bizi de Başkan Yardımcısının görevlendirdiği biri karşılayacaktı. Ancak Faruk Bey, bir türlü telefonumuza çıkmıyordu. Nereleri aradılarsa bir türlü bir yetkiliye ulaşamıyorduk, bir yandan da yağmur yağıyordu, karanlık basmıştı. Neyse sonunda çıkar bir yol bulundu ve bizi merkezdeki altı lokanta üstü Butik Otel olan ZAP SOFRASI adlı mekâna getirip orada bekleyen yetkililere teslim ettiler. Araştırmalarımız sırasında kaptan, " Eğer size bir yer bulamazsak, sizi evime götürürüm ve bizde misafir ederim!" Dedi. Böyle bir durumu hiç beklemiyorduk. Bizim buralarda olsa ne olurdu? Onu da size bırakıyorum. Otele yerleştikten sonra görevli arkadaş yine gelerek "Sizin karnınız da açtır, gelin benimle!" diyerek hemen yakındaki pideciye götürdü. Orada yemeklerimizi yerken pideci bizimle çok yakından ilgilendi ve hiç beklemediğimiz SARIGÖZLÜ, BEMBEYAZ TENLİ, EFSANE KOKULU NERGİS ÇİÇEKLERİ HEDİYE ETTİ. Nasıl mutlu olduk bilemezsiniz. Sanki yıllardır görmediğimiz bir dostumuza kavuşmuş gibi olduk. Çok sevdiğimiz bu çiçekleri bahçemize dikmiş ve çoğaltarak 25-30 kök kadar yapmıştık ama üç yıldır tek çiçek bile açmıyorlardı. Köyceğiz pazarında da yoktu ki, alıp evimize getirelim. Yemekten sonra pideci (Tarık Bey) bizi yine bırakmadı ve "Gelin sizi kahve içmeye götüreyim!" diyerek yakındaki bir kahveciye götürdü.

                Ertesi günü dere tepe Çukurca' nın dağını taşını gezerken zorlu coğrafyalarda kaptanımız Davut Kardeşimiz, arabanın sarsıntısından dolayı "Arazi çok bozuk, sarsıntıdan dolayı özür dileriz!" diyerek gönlümüzü almaya çalıştı. Kendilerine bu inceliklerinden dolayı yeniden çok teşekkür ederiz. Hatta dört çekerli bu güçlü aracın tekerlerinden biri de patladı ve merkeze gelerek tamirini bekledik. Biz aracı beklerken hanım da çevredeki halktan insanlarla her ne kadar dili olmasa da iletişim kurmaya çalışıyordu. Yine Çukurca' nın çevresindeki zorlu arazilerinde eski Kilise kalıntıları ararken yol kenarında ot toplayan bir köylü kadını gördük ve hanım hemen kadının yanına giderek nasıl/hangi otları topladığını, adını sordu. Bu kadının dilini bilmese de, kadın da bizim hanımın dilini bilmese de vücut dili ve bizim kaptanın yardımıyla anlaştılar ve hanım, Fatma Teyzesiyle fotoğraf çekildi, bu kadını da aracımıza alarak evine kadar getirdik. Çevre yemyeşildi ve bazı ağaçlar, yeni yeni filizlenmekte ve çiçek açmaktaydılar. Çevre yamaçlardaki derin ve karanlık mağaralara çıkıp incelemeye zamanımız olmadığı için uzaktan fotoğraflarını, videolarını çekmekle yetindik.  Akşam saatlerinde Vali Bey'i uğurladıktan sonra Faruk Bey rahatladı ve Belediye' ye giderek KÖYCEĞİZ KİTABIMIZI takdim ettik kendisine. O da bize YÖRESEL EL EMEĞİ DUVAR SÜSÜ HALI ve ÇUKURCA FOTOSAFARİ VE DOĞA SPORLARI FESTİVAL ALBÜMÜ 1-2/3 kitapçığını hediye etti. Yine bizi kendi aracıyla otele doğru yolcu ederken bırakmadı ve yol üzerinde yamaçtaki dağı oyarak, alt tarafa da yüksekçe bir set yaparak geniş bir alan elde ettikleri yere iki bin kişilik bir DÜĞÜN SALONU na götürüp gösterdi. Sonra da otelimize döndük ve günün yorgunluğunu çıkarmaya çalıştık.

                Çukurca' da köylüsü, kentlisi, esnafı kiminle görüştüysek Kaymakamımızdan söz ettiğimizde herkesin yüzü gülüyor ve mutluluk duyduklarını görüyorduk. Kaymakamımız Mert KUMCU, orada da kendisini çok sevdirmiş ve halka kabul ettirmiş. Çukurca'da ikinci günü sabahı 07.30' da dolmuşla Hakkâri' ye doğru yola çıktık. Bu uzun yolculuğun sonunda şunu gördük ki; uzaktan yakından kiminle konuşup iletişime geçtiysek "Siz oralara nasıl gittiniz, hiç korkmadınız mı, ne güzel yerler görmüşsünüz, ne çok yerler gezmişsiniz, çok güzel bir iş yapmışsınız, sizi tebrik ederiz!" Diyorlar. Bir Jandarma Astsubay arkadaşımız da "Çok iyi bir zamanda oraları gezmişsiniz, eskiden olsa oralara gidemezdiniz, belki gelecekte de gidemeyeceksiniz, iyi etmiş de oraları görme şansını yakalamışsınız!" Dedi. Mevsim kış olduğu için çevre dağlara çıkıp oralardaki dağları, yaylaları, akarsuları, çağlayanları gezip görme fırsatımız olmadı. Ancak Hakkâri ve çevresine bisikletle, motosikletle, karavanla yapılan gezileri internetten izleme olanağı bulduk. Bu sayede ne kadar güzel ve görülesi yerler olduğunu gördük. Gezginlerin dilinden bu gezilerde hiçbir yerde, hiçbir vatandaştan olumsuz bir davranış görmediklerini, aksine her seferinde gezginlere yardımcı olduklarını duyup okuduk. Hatta birçok yerde " gelin sizi evimize götürelim, misafir edelim!" diyenleri de duyduk. Yöre insanı, insana, insanlığa hasret, dışarıdan gelene "ser çavani"; başım gözüm üstüne davranışını hemen her yerde görüyoruz. Bu gezilerde belli noktalarda sürekli bir Jandarma kontrolünün olduğunu görüyoruz. Dağlara yürüyenlere özellikle buzullarda yürürken çok dikkatli olmalarını, başlarına gelecek bir olumsuzluktan dolayı kendilerinin sorumlu olacağına dair belgeler imzalatıyorlarmış. Bu gezilerden birinde iki arkadaş, altı çok incelmiş bir buzul üzerinde yürürken buzul kırılıyor ve her ikisi de alttaki sele düşerek boğuluyorlar.  Haftaya HAKKÂRİ.

YAZARIN DİĞER YAZILARI