ÇILGIN ÇEVRECİ:İMDAT AVCI
( MARMARİS' ten GELEN İMDAT SESİ; İMDAT' ın SESİ )
Muğla'nın M. Kasabasında, Y. Kasabasında ve K. Kasabasında görev yaptığım yıllarda yılda en az birkaç kez Marmaris'e gidip geliriz. Marmaris yolunda motosikletle yol almak insanın ömrüne ömür katar. Hele baharda, hele de yazın. O ağaçlar, o çiçekler, o pırıl pırıl asfalt. Ama yol kenarlarına bir göz atacak olursanız bu eşi az bulunur cennetin nasıl kirletildiğini, nasıl iğrenç hale getirildiğini görürsünüz. Sahillerimiz de bundan farklı değildir. Denizde herhangi bir kıyıya yanaşan, kıyıya yakın geçen sıra sıra çöp yığınlarının suyun üzerinde yüzdüğünü ve kokuştuğunu görür ve buraları bu hale getirenlere lanet okur. Yıllar öncesinden biri yol kenarlarındaki plastik çöp torbalarını görür ve bunu kimin topladığını merak eder ve sorardık. Çoğu zaman da " Bir gönüllü, bir çevreci, de canım işte meczubun biri, çevre gönüllüsü yabancılar!" gibi değişik yanıtlar alırdık. Kendi adıma o kişilere hayranlık duyar, onlarla birlikte çalışmak isterdim.
Meğer bu işlerin faili aramızdaymış, üstelik Marmaris' te yaşıyor ve hala eylemlerini sürdürüyormuş. Epeyi bir zamandır yerel ve ulusal basına konu olan İmdat AVCI ve eylemleri bizi çok yakından ilgilendirdi. Pek çok kişi gibi biz de çevreci geçiniyoruz ya mutlaka bu ünlü ve önemli çevreciyle tanışıp konuşmalıydık. Vakt erişti, zaman geldi, saat geldi ve 16 Eylül günü düldülümüze atlayarak Marmaris'e gidip arayıp bulduk İmdat' ı. Marinanın dağa doğru en sonunda köprünün hemen yanında MİGROS' un karşısında "ÖZGÜR" adlı küçük bir teknesi var bu çevre gönüllüsünün.
-Merhaba kaptan! Diyerek karşısına dikildik bu kendisini çevreye adamış insanın.
-Merhaba, hoş geldiniz! Dedi ve kimdir gene bunlar? Gibilerden yüzümüze baktı.
-Şöyle bir bakın bakayım, biz bu tekneye girebilecek kişilerden miyiz, değil miyiz!, Muğla Devrim ve Köyceğiz gazetelerinden geliyoruz da dedik.
-Buyurun, geçin! Diyerek hemen de teknesine davet etti bizi. Daha biz yerlerimize oturmadan "durun ben bir çay koyayım da!" diyerek ocağa çay koymaya gitti. Biz de "Çaydan önce birer su alsak " dedik. Bize iki büyük bardak su getirdi ve oturduk masanın çevresine. Hemen de konuya girdik. Köyceğiz'den geldiğimizi söyleyince Günür KARAAĞAÇ' tan söz etti. Daha söze başlarken " Ben, solcuyum, demokratım, gördüğüm ve karşılaştığım tüm olumsuzları protesto ederim!" diye başladı. Dur yahu, ben sana sağcı mısın, solcu musun diye sormadım, sorumluluğunu bilen bir insan ol yeter. Gerçekten de İmdat AVCI, sorumluluğunu bilen bir insandı. Öyle ki, yıllarca bunun uğraşını ve savaşımını vermiş, çok da yol almış. İlk günleri haftada birkaç kez karakola gider gelirmiş. "Nasıl başlasam, hangisini anlatsam!"Diyerek söze başladı. Ben bir yandan notlar tutuyor, bir yandan onu dinliyordum. Bu arada hanım fotoğrafımızı çekiyor, çayımız da demleniyordu. Gittiğimiz birçok yerde yarım ağızla "Ya size çay söyleseydik, bir şeyler içseydiniz!" deniliyor. Öyleyse söyleyin be kardeşim!. Zaten söyleyecek adam sormaz, hemen icraat yapar. Söyler ya da yapar.
Sayın AVCI anlattı, biz notlar tuttuk, çayımızı içtik, fotoğraflar çekildik ve iki saate yakın oturup dertleştik. Sonunda da görüşmek üzere ayrıldık. Bununla yetinmedik, eve gelince bir iki saat kadar da internette çıkan yazıları tek tek okuduk ve ancak kendimizi bu yazıyı yazacak bilgi birikimini edindiğimizi düşünerek yazmaya koyulduk
1954 yılında Artvin' de doğan İmdat, ilkokulu bitirdiğinde bir gün bir kabahati nedeniyle babasından bir tokat yiyor ve bunu ar edip evden kaçıyor. Bir otobüse atlıyor ve önce Bursa' ya oradan da İstanbul' a geçiyor. İş ararken birden kendisini bir film setinde ışıkçı olarak buluyor. Sürü, Şekerpare, Çarıklı Milyoner gibi onlarca filmde görev yapıyor. 1982' de 27 yaşına geldiğinde Marmaris' e gelerek tekne ve guletlerde önce aşçı yardımcılığı sonra da aşçılık yapmaya başlıyor.
Gökova Körfezi Karacasöğüt Köyü sahillerinde çalıştığı bir sıra mutfak artıklarını poşetle denize atıverdiğini gören köylüler onu, "Sen denizi böyle nasıl kirletirsin bre densiz!" diyerek hastanelik edinceye kadar dövüyorlar.
Bu dayaktan sonra İmdat'ın yaşamında yeni bir sayfa daha açılıyor. Çalıştığı yeri de bırakıp Marmaris'in karşısındaki Cennet Adası' na kendisini hapsediyor. Bu dayak, onun aklını başına getiriyor ve böyle bir cennetin kirletilmemesi gerektiğini anlıyor, kendisini de bu cennete adıyor.
2005 yılında KALKAVAN ailesinin sahibi olduğu SANDIRAS SU işletmesi, kendisine geçimini sağlaması ve çevre temizliğine katkıda bulunması için 14 metrelik bir tekne hediye ediyor. Teknesine "ÖZGÜR!" Adını veren İmdat, o gün bu gündür Marmaris' ten önce Gökova' ya kadar sonraları da Marmaris' ten Muğla' ya kadar yol kenarlarındaki çöpleri çoğu kez tek başına, bazen de gönüllü turistler yardımıyla topluyor, toplanmasına önayak oluyor. Bu sırada yol kenarlarında 22 sustalı bıçak, 2 tabanca ve bir boş para kasası buluyor. Sezon zamanında da teknesiyle gezdiği bütün kıyılarda bulduğu çöpleri toplayıp getirebildiği zamanlar teknesiyle getiremediğinde de yaptığı eylemlerle adalardan ve kıyılardan getirtilmesini sağlıyor.
Örneğin 2008 yılı içinde Haziren ayında 150 torba, Ağustos ayında 350 torba, son seferinde de 400 torba çöp toplayarak bir yılda toplam 900 torba çöp toplamıştır. Çocukları; 10 yaşındaki Ozan, 12 yaşındaki Türkü ve eşi Yıldız da kendisini hiç yalnız bırakmıyorlar. Daha sonra bir ara ellerindeki tekneyi geriye almak istiyorlar. İmdat, tekneyi geriye vermemek için açlık grevine başlıyor ve 8. günde " Tamam, tekneyi istemiyoruz, greve son ver!" diyorlar da vazgeçiyor açlık grevinden.
Danıştay saldırısından Türkan SAYLAN olayına kadar toplumu ilgilendiren, kendisine ters gelen ne varsa hemen ya bir tişörte yazılar/fotoğraflar koydurup ya da dövizler hazırlayarak olayı protesto ediyor. İki kez açlık grevi yapıyor, iki kez kendisini yakmaya kalkıyor, bir kez de parmağını kesme tehdidinde bulunuyor. Bir keresinde de Datça yolundan Armutalan' a kadar sekiz km. sürünerek eylem yapıyor. Tabi ki bu eylemlerin hemen hepsi ses getiriyor, gerek yerel basın gerekse ulusal basın ilgilenip kendisine yardımcı oluyor ve haber yapıyor. Belediye Başkanından Kaymakama ve Valiye kadar tüm üst düzey yetkililer kendisini tanıyor, kendisine yardımcı oluyor, bu konularda önayak olduğu için ona teşekkür ediyor ve plâketler, ödüller veriyorlar.
Teknesine astığı ünlülerle ilgili yazıların uyandırdığı etki/tepki durumunu soruyoruz. "Çoğunlukla olumlu tepkiler geliyor, olumsuz tepkiler de var ama önemli değil!" diyor. Kamer GENÇ, bizzat kendisini arayıp tebrik ve teşekkür etmiş. Galiba Engin ARDIÇ, bir tv. Programında kendisi için " çatlak mı, dandik mi" diye bir sıfat kullanmış. Avukat, "hakarettir, dava aç!" demiş. Dava da açmış ama yukarıdan takipsizlik kararı gelmiş. Demek ki İmdat' ın " imdat" sesi oraya kadar ulaşamamış.
İmdat, çok geç (43 yaşında) evlenmiş. Eşini çok seviyor ve adını hiç dilinden düşürmüyor, ondan "Melek, hatta Peygamber!" diye söz ediyor. Bir ara eşini Belediyeye de almışlarmış ama sonra işten çıkarmışlar. Bunca maceradan ve çekilen çilelerden sonra çok mutlu olduğunu söylüyor. Yaptığı her eylemin ses getirdiğini, çünkü halkın nabzını tuttuğunu, pek çok kişinin yapmaya cesaret edemediği çıkışları yaptığını belirtiyor. Ömrü olduğu sürece de hem kendisinin hem ailesinin çevreye ve tüm çarpıklıklara karşı duyarsız kalmayacağını belirtiyor.
" Çok gezdim, çok insan tanıdım, çok yer gördüm, çok çalıştım ancak, gördüm ve anladım ki Türkiye' de siyasetçi ve gazetecilerin büyük bir kısmı halka değil, başka güç odaklarına hizmet ediyorlar. Sanatçıyım diye geçinenlerin çoğu da sanat yapmıyor. Böyle kişilerin olduğu toplumda da halk giderek olana-bitene karşı duyarsız kalıyor. Toplum-çevre-yardımlaşma-dayanışma gibi kavramlar giderek anlamsızlaşıyor. Ben, bu konularda elimden geleni yapıyor ve tüm bu olumsuzluklara karşı tepki vermeye çalışıyorum, tekneme astığım tarifeler de bu tepkinin ürünüdür. 27 yıldır Marmaris' teyim, 22 yıldır da çevreyi temizliyorum." Diyor. Ayrıca ölü sezon kış aylarında Günnücek' in ilerisinde bir sahaya 3000 çam fidanı dikmiş ve bu ağaçları Kazım KOYUNCU' ya adayacakmış. Çevremize ve doğamıza sahip çıkalım. 2009 yılında yazdığımız bir yazıdan.