"İyiler Fazla Yaşamaz, Kötülere Bir Şey Olmaz !.."

 

      "İyiler Fazla Yaşamaz, Kötülere Bir Şey Olmaz !.."

Yemin olsun bu söz bana ait değil, yüzyıllardır atalarımızın bir özlü sözü olarak her uygun ortamda söylenir durur... Doğru mudur, yanlış mıdır ben orasını bilemem? Ama şu dünya yaşamımızda bu gerçekle sık sık karşılaşıyoruz, hemen aklımıza da bu geliyor...

Hiç ileriye gitmeye gerek yok, sadece bizim Yatağan İlçemizde beraber çalıştığımız, her yerde beraber olduğumuz 'Öğretmen Arkadaşlarımızdan' birçoğunu çok erken yaşlarda kaybetmedik mi? Ne olurdu sanki bizlerle beraber olsalar, o eski güzel anıları her gün birlikte yaşamaya yine devam etsek dünya mı yıkılırdı sanki!?

İşte Mahmut Ayık, işte Atilla Arda, işte canım kardeşim Mehmet Can, Mustafa Kara, Emin Can, Avni Buğday, Suat Gencel, Mehmet Ali Kayrak, Mustafa Uslu, Nevzat Duruş, Hüseyin Hisar, Bülent Sevil ve daha sayamayacağım kadar sadece öğretmen arkadaşımızı kaybettik!.. Zaman zaman bunlar aklıma geldiği sırada ruhum sıkılıyor, içim daralıyor, geride kalan bizleri düşünüp, başlıktaki atasözümüzü hatırlayarak, inanın kendimden nefret ediyorum!.. Onlarla çok iyi vakit geçirdiğimiz görev başında, dernek etkinliklerinde, lokalde, kahvehanede, sohbet ettiğimiz lokantalarda ve dost-akraba düğünlerinde ne güzel, ne unutulmaz anılarımız geride kaldı!.. Hepsinin toprağı bol, mekânları Cennet olmuştur inşallah!..

Bazen sohbetlerde isimleri geçiyor, bazen mezarlık ziyaretlerinde mezarlarını görüyoruz, bazen rüyama giriyorlar, bazen de bıraktıkları güzel eserlere rastlıyor, bir tuhaf oluyoruz... Oturup düşününce de, birçok ünlü Ozanımızın dediği gibi; "Gerçekten Yalan Dünya Ulan Bu!.." diye feryat edesimiz geliyor...

Sadece bizde değil, basın ve sanat dünyasında da durum aynı; çok sevdiğimiz gazetecileri, sanatçıları hep erken yaşlarda kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz... Örneğin; 1980 darbesi sonrası birçok sanatçı aşırı baskılardan dolayı sessizliğe bürünürken, 'Zeki Alasya-Metin Akpınar' ikilisinin 'Devekuşu Kabare Tiyatrosu' ve TV'lerde 'Nejat Uygur Tiyatrosu' tüm hızıyla ve hiç çekinmeden gösterilerine devam edip, Türkiye'nin zirvesine çıktılar!.. Sahneler dışında kasetlerini yaptıkları; "Yasaklar, Aşk Olsun, Reklâmlar" oyunları, tüm ülkede zevkle izleniyordu...

1990'lı yılların başında, 'Levent Kırca-Oya Başar' çiftinin TV'lerde oynadıkları "Olacak O Kadar Televizyonu" skeçleri zirve yaptı, Zeki Alasya-Metin Akpınar ile Nejat Uygur'un önüne geçtiler!.. 1992 yılı Kış aylarında çok şiddetli hava koşulları sırasında Levent Kırca'nın tiyatrosu çöktü, gösterilerine ara vermek zorunda kaldılar, ekonomik olarak da çok zor durumlara düştüler... Levent Kırca; Başbakan Süleyman Demirel'e bizzat gidip bu durumunu anlattı, krediye ihtiyacı olduğunu, ama bankaların vermediğini söyledi...

Çoğu insan bunları bilmez ama, ben size söyleyeyim; Merhum Demirel gülerek; "Sen beni siyaseten çok rezil ettin ama, sen boş ver kredi çekmeyi, boşuna faiz de ödeme, ben sana ihtiyacın olan parayı vereyim, geriye de verme, ama bu güzel sanatına devam et!" dedikten sonra görevlilere bağırıp; "Şu benim özel çek defterimi getirin bakayım!" dedi...  Ancak Levent Kırca itiraz etti; "Şimdi sizden para alırsam, oyunlarımda sizi eleştiremem, bana müsaade efendim" deyip döndü... Sonra nasılsa, bazı bankalar bunlara kredi verdiler, işlerine yine devam ettiler... Ancak, -günahını almayalım ama- bu bankalara Başbakan Demirel talimat vermiş de olabilir?.. Aşırı borçlanan Levent Kırca battı, eşinden boşandı, sonra DSP'den siyasete atıldı, orada da tutturamadı ve kahrından erkenden öldü!..

Bugün hâlâ onların oynadıkları 'Olacak O Kadar' skeçleri, gerçek hayatımızda aynen devam ediyor, O'nun yıllar önceki sezgileri ve öngörüleri birer birer gerçek oluyor, yazık oldu Levent Kırca'ya ve o çok iyi kalpli, çok dürüst insanımızı da erkenden kaybettik!.. Yani, iyiler gerçekten fazla yaşamıyorlar!..                Sakin KOŞAR...

YAZARIN DİĞER YAZILARI