Bu ülkede duvarlar tarafsız değildir.
Ya kapatır.
Ya susturur.
Ya da unutturur.
İbrahim Çiftçioğlu bunu bilenlerdendi.
O yüzden resim yaparken bile tarafsız olmadı.
Çorum'dan Datça'ya uzanan yolculuğu bir memleket hikâyesi değil, bir tavır hikâyesiydi.
Öğretmendi.
Ama sadece müfredat anlatmadı.
Soru sormayı öğretti.
Ressamdı.
Ama sadece resim çizmedi.
Gerçeği çizdi.
Ve bu ülkede gerçeği çizmek, çoğu zaman bir bedel meselesidir.
Düşün insanıydı.
Aklıyla arayan, vicdanıyla karar veren.
Ve gerektiğinde bunun bedelini ödemekten çekinmeyendi.
İstanbul'un kalabalığını bırakıp Datça'ya geldiğinde,
birçok insan gibi "huzur" aramadı.
Anlam aradı.
Meydanlara indi.
Mücadelenin içine girdi.
Dayanışmanın önderliğini yaptı.
Sıcak ve nemli havalarda Datça merkezde pek göremezdiniz onu. Genelde Karaköy'de atölyesindeydi.
Ama direnişlerde, eylemlerde kimse o atölyede tutamazdı onu.
Yüreği alev alev yanar, ateş tüm bedenini sarardı.
Dünya yıkılsa, sabah kalkar, şapkasını takar, kızıl bayrağı elinde saflarda yerini alırdı.
Sadece yaşayan değil, yanan bir insandı.
Yangın yürekliydi.
Sonra karşısına o bina çıktı: Eski cezaevi.
Bu ülkede cezaevleri sadece suçluları değil, fikirleri de hapseder.
Duvarlar sadece bedeni değil, düşünceyi de kilitler.
Herkes o binaya bakıp geçmişi gördü.
O, bugünü ve geleceği gördü.
Ve karar verdi.
Orayı olduğu gibi bırakmak, o düzene razı olmak demekti.
Cezaevini "Demokrasi Evi, İbrahim Çiftçioğlu Kitaplığı" yaptı.
Ama bu bir dekorasyon değildi.
Bu bir poz hiç değildi.
Bu, düpedüz bir müdahaleydi.
Çünkü bu ülkede en büyük itirazlardan biri, unutmamaktır.
O unutturmadı.
Kitaplar koydu o duvarların içine.
Düşünce koydu.
Hafıza koydu.
Binlerce kitap bağışladı.
Bir toplum kitapla konuşmaya başlarsa,
duvarlar hükmünü kaybeder.
İbrahim Çiftçioğlu çok değerli bir ressamdı, evet.
Ama bu hikâyede fırça sadece bir araçtı.
Asıl mesele şuydu.
Tarafını seçmişti.
Özgürlüğün tarafını.
Ve o tarafı, bir binanın kaderini değiştirerek gösterdi.
Bugün o yok.
Ama o bina hâlâ ayakta.
Ve her kapısından giren, farkında olsun ya da olmasın,
bir şeyle karşılaşıyor.
Bir itirazla.
İbrahim Çiftçioğlu elinde fırça, zihninde düşünce, yüreğinde mücadeleyle geçti bu dünyadan.
"Ben büyük insanlık ailesinin sıradan bir evladı olmaya çabalıyorum" diyordu ama ardında bıraktığı iz, sıradanlığın çok ötesindeydi.
Bu kente bir hafıza bırakıp gitti.
Onun hayatı bir özgeçmiş değil başlı başına bir duruşun hikâyesiydi.
Gece Aslan verdi kötü haberi.
Çok üzgünüm.