Bazen bir fotoğraf karesi, sadece bir anı dondurmakla kalmaz; koca bir şehrin nabız atışını avuçlarının içine alır.
Ve bazen o kare, siyasetin tozlu koridorlarında unutulmuş en saf hakikati fısıldar bize: İnsan olmayı.
Bu karede kadraja sığanlar, sadece iki siyasetçi değil. Burada unvanların soğuk gölgesi, makamların ağır yükü ya da protokolün o aşılmaz, keskin çizgileri yok.
Burada, yan yana durmuş iki ruh var.
Gülümsemeleri emanet durmayan, bakışlarını karşısındakinin gözbebeğine kenetleyen, omuzları, iktidarın gerginliğinden arınmış iki insan...
Oysa biz uzun zamandır başka bir lisanın esiriydik.
Mesafeli tokalaşmaların, dudak kenarına iliştirilmiş zoraki tebessümlerin ve koruma duvarlarının ardına saklanmış sahte kalabalıkların...
Samimiyet, genellikle o fotoğrafların merkezinde değil, hep sönük bir gölge gibi kıyısında dururdu.
Fakat bu karede başka bir iklim hüküm sürüyor. Sanki siyaset, bir anlığına kendi varlığını unutmuş ve yerini hayatın kendisine bırakmış.
Gülümsemek.
Aslında tarihin en eski ve en etkili diplomasisidir.
Çünkü güven, kağıtların üzerinde değil; önce yüz kaslarının gevşemesinde filizlenir.
Bir bakışla başlar, bir kelama sızar ve nihayetinde verilen her kararın ruhuna işler.
Bu kareyi böylesine çarpıcı kılan da işte bu kadim hatırlatış.
"İnsanlar, kendilerini yönetenleri önce birer insan olarak kucaklamak ister. Bir şehir, önce yöneticisinin çehresinde o içten sıcaklığı arar; asfaltın kalitesini, projenin büyüklüğünü, rakamların soğukluğunu ancak ondan sonra merak eder."
Felsefe iktidarın insanı dönüştürdüğünü anlatır durur. Ancak öyle anlar vardır ki; insan, iktidara baskın çıkar ve ona kendi suretini giydirir.
İşte bu fotoğraf, o nadir anlardan biri.
Belki de bu yüzden içimizde ince bir sızı, genzimizde bir ukde var.
"Ne zamandır böyle bir kareye hasret kalmıştık?"
Sadece görkemli bütçeler, devasa projeler ya da tumturaklı vaatler değil vatandaşın isteği.
Kendisine benzeyen, kendisi gibi gülen, kendisinden biri olan "insan"a aç.
Ve en çok da siyasetin yeniden insanlaşmasına muhtaç.
Bir şehrin kaderi tek bir imza ile değişebilir; ama ruhu, ancak böylesine zarif anlarla şifa bulur.
Gece yarısı kararnamelerin soğuk rüzgarıyla üşüyen Datça, bu sıcak kareyle yeniden ısındı. Datça'nın kalbindeki o son yeşil vaha, Eski Hastane arazisi için asılan yüzler; bu içten gülümsemeyle bir anlığına da olsa aydınlandı.
Ez cümle;
Bazen bir bakış, bin nutuktan evladır.
Araslar, Datça'nın ruhuna çok iyi geldi.