Nisan 2025, Bilim ve Teknik Dergisinin 57.ci sayfasında bu konu işleniyor.
"Dokunulmaması gereken bir bitki ya da davetsiz bir böceğin ısırığı, bazen içinden çıkmanın şaşırtıcı derecede güç olduğu bir döngüye sokabilir. Başlayan kaşıntı hissini dindirmek için etkilenen bölgeyi rahatlatıncaya dek kaşır ve bu histen kurtulduğumuzu düşünürüz. Ta ki aynı his, hiç kaşınılmammış gibi geri dönene kadar. Fareler üzerinde yapılan deneyler, bilim insanlarının "kaşıntı- kaşıma döngüsü " adını verdikleri bu durumu çözmeye yönelik ipuçları sunabilir.
Araştırmacılar, 2009 yılına kadar kaşıntı hissinin tahriş olmuş deri hücrelerinin neden olduğu hafif bir ağrı türü olduğunu düşünüyorlardı. Yürütülen çalışmalarla deride kaşıntıya özgü yani beyne sadece kaşıntıyla ilgili sinyallerin gönderilmesini sağlayan birkaç farklı reseptör olduğu anlaşıldı. Farelerde ve insanlarda bulunan GRPR de bu reseptörlerin başlıcalarından biri.
Ağrı ve kaşıntı iki ayrı his olsa da bu sinyalleri beyne ileten sinir hatları önemli ölçüde örtüşür. Kaşınan bölgeyi tırnaklarımızla kaşıdığımızda buradaki ağrı reseptörleri uyarılır. Bunun sonucunda beyne kaşıntı sinyallerini baskılayan ağrı sinyalleri iletilmiş olur. Dikkati kaşıntıdan ağrıya doğru çekilen beyin, ağrıyı dindirmek için serotonin salgılayarak yanıt verir.
Saratonin her ne kadar "mutluluk hormonu" olarak bilinen bir nörotransmitter ( nöronlar yani sinir hücreleri arasında veya bir nöron ile başka tür bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasal madde) olsa da vücutta çok sayıda farklı görevi bulunur. Kaşıntı-kaşıma döngüsünü başlatmak, sürdürmek, hatta şiddetlendirmek de bu görevlerden birkaçıdır. Yapılan deneylerde serotoninin kaşıntıyla ilişkili GRPR nöronlarını fazlaca etkinleştirdiği görüldü. Böylece kaşıntı hissini daha yoğun bir şekilde tetikleyerek döngüyü sürdürmede etkin rol üstlendiği anlaşılmıştır.
Araştırmacılar, tekrarlayan kaşınma sürecinin insanlarda da benzer şekilde olduğunu görüyor. Bu sürece neden olan faktörün ise kaşınan bölgedeki GRPR ve serotonin reseptörlerinin birbirine oldukça yakın konumda bulunmaları olduğundan şüpheleniyorlar. Yani bu iki reseptör birbirinin sinyal iletimini etkiliyor olabilir. Serotoninin rolünün incelendiği ayrı bir deneyde, bu nörotransmitteri üreten hücrelerden yoksun bırakan farelerin, kaşıntıya neden olan bir maddeye maruz kaldıklarında normal farelerden daha az kaşındıkları görüldü.
Bu konuda yapılan yeni çalışmalar, gelecekte kronik kaşıntı rahatsızlığı olan kişiler için yeni tedaviler geliştirilmesine öncülük edebilir. Ancak kaşıntı sürecine dahil olan farklı reseptör ve proteinlerin de bulunması, bu konuda çalışan araştırmacıların beklenmedik değişkenleri de hesaba katmalarını gerektirebilir."
Kaşıntının sebebini öğrenmek ilk işimiz olmalıdır.