Fi tarihi diye adlandırılabilecek bir zamanda, hafta sonu evin badanasını kendimiz yapmaya karar verdik, malzemeler alındı, akşamdan ona göre hazırlık yapıldı. Bir sıkıntı var, sabah benim liseyi dışarıdan bitirme sınavlarına gitmem gerek, ben gelinceye kadar eşim başlayacak.
Sabah yanıma dersin kitabını da aldım çıktım, otobüste ne kadar okuyacaksam artık. Sınava girdim, hem en son çıkma alışkanlığım olmadığından hem de aklım eve takılı olduğundan çabuk bitirip çıktım. İki araba değiştirerek gittiğim yolu aynı şekilde dönüp indikten sonra hızlı hızlı eve geldim. Manzara şu: Ortada iki çocuk dolanıyor, kahvaltı biteli çok olmamış, salon, yatak odası, banyo ve tuvalet kapılarının açıldığı küçük bir koridor var, oraya bir merdiven konmuş üstünde boya kovası ve yanında bir başka kova, eşim merdivende elinde fırça, yerlerde sulu ayran kıvamında boya akıyor. Ne olduğunu anlamaya çalışırken eşim üstünde boyası biten fırçayı diğer kovaya sokup sonra boya kovasına daldırıp duvara sürmeye başladı duvardan yol yol boyalar akıyor. " Ne yapıyorsun" dedim, fırçayı önce suya sonra boyaya daldırıp öyle boyuyormuş, aklıma da bir alışveriş bir fiş geldi hemen. Her işten anlayan bir komşumuz vardı Kemal, o öyle yapmasını söylemiş. Kemal'i çağırdık çünkü mantık yürütmek yetersiz kalıyor usta sözünün yanında, anlaşıldı ki Kemal, "uzun süre kullanınca fırça kurur öyle zamanlarda biraz suda tut sonra devam et" demiş eşimde bunu bir suya bir boyaya" diye anlamış. Neyse ki işe yeni başlamış da bir küçük koridorla kurtardık işi.
O zamanlar plastik boyaların yeni yeni kullanıldığı zamanlar, bizim duvarlar da ilk defa tanışacak kendileriyle. Günün modası şampanya rengi boyayı, duvar anında çekiyor boya bitiyor, duvar bitmiyor, yeter, bu yeter artık diye aldığımız boyalar için üç kez boyacıya gitmiştik. Birinciyi böyle geçirince ikinci boya zamanı geldiğinde, bu bizi aşıyor deyip işyerinde hafta sonları bu işleri yapan bir arkadaşı çağırdık. Tek başına geldi zayıf çelimsiz bir şey, benim aklımda yapabilir mi? Yetiştirebilir mi? sorusu, bir yandan eşyaları topluyorum, giriş kattayız bazı eşyaları evin önüne çıkarıyoruz çünkü her tarafın birinci katını aynı anda yapmayı düşünüyor. Tavanlar bitti duvarlara başlayacak öğlen oldu, yemeği yedik, mutfaktan çıktım boyacı ortada yok, ses solukta yok, odadaki çıplak somyanın üzerinde yorgunluktan kendinden geçmiş uyuyor. Bu arada hava bozmaya başladı, gök gürlüyor zorla bir odayı önce bitirmeye ikna edip dışardakileri içeri aldık. O gün o iş bitmedi, ertesi gün tekrar geldi, Ama benim ve evin hafta sonu işlerinin hiç biri yapılmadığı gibi yorgunluğu ve düzensizliği kaldı pazartesi ve diğer günlere sarkan.
Bir başka evde yapılan badanada usta çok iyiydi o kadar iyiydi ki kat kat boya sürmekten tavanın fasarit dokusu kaybolmuştu. Tamam, birkaç sene otururuz demeye kalmadı ev sahibi çıkın dedi, evi buldum iki gün sonra taşınıyorum, yeni ev sahibi evi kiraya vermekten vazgeçti. Ev ararken çok dolaştığım için, bir de o zamanlar Ankara'da Çayyolu'na doğru gelişme yeni başlamış, yeni bitmiş bir hayli site var ev bulmak nispeten kolay, tercihlerim arasında olan hemen yanındaki sitede ev buldum. Ama bitmedi, o sene küçük kızım lise sonda sınava hazırlanıyor, böyle bir zamanda nasıl taşınırsınız diye esen bir terör havası dolaşmakta evin içinde, sanki ben çok hevesliyim taşınmaya. Dedim ki taşındığımız gün sabah odandan çıkıp okula gideceksin, geldiğinde yeni evde odan hazır olacak, öyle de oldu ama hala söylenir, siz bana böyle yaptınız diye.
Şimdi oturduğum evin dış cephe boyası yapılacak, bulduk ustaları, ölçtüler biçtiler hesap çıkardılar kabul ettik. İşe başladılar, iskeleler kuruldu, astarı, koruması, boyası derken son güne geldik, baktım toplanıyorlar bizim küçük terasın iç duvarları boyanmamış bir de bacalar sırıtıyor kirli kirli. Terasın içini hesaplamadıkları için, bacaları da görmediklerinden boyamamışlar öyle dediler, ek ödemeyle çözüldü. Bacaları boyamaya gelen genç çocuğun vücut dili hala gözümün önündedir. İş bitmiş, erken bitsin diye hızlı çalışmışsın, gözün evinin yoluna düşmüş, o iki bacayı boyamak işkence gibi bir şeydi onun için, zaten boyamadı da sanki tepesinden döktü, dökülenler bacanın dibinden kendine yol aramakta akmaya. Bunları, telefonda bir şey ararken önüme çıkan fotoğraftan hatırladım Boya için apartmana kurulan iskelenin ikinciyle üçüncü katı arasında, tahtaların üstünde oturup ayaklarını boşluğa sallamış kahve içen iki kişiyi görünce önce hatırlamadım ne olduğunu, tepsideki yumurta kabuğu dokusunu fark edince tanıdım ustaları ve bizim evi.
Bu badana boya işi çok oldu ama seriyi tamamlayalım, emekli olduktan sonra çalıştığım dershanenin badanası yapılacak, okullar ve dershanelerin açılmasına pek zaman kalmamış öğrenci kayıtları devam ediyor. Öğrenci ve velileri üç katlı dersaneyi gezdirip en sona terası bırakıyoruz, o kadar dar alandan sonra kocaman bir terasa çıkmak bir ferahlık duygusu yaratıyordu. Daha sonraları eline Münire hanımın özel tostunu ve çayını alan kendini terasa atıyordu. Gelen giden ustalardan biriyle anlaşıldı, en fazla bir haftada bitiririm dedi, ertesi gün sabah iki kişi geldi, merdiven boşluğundan başladılar hâlbuki sıralar çekilmiş sınıflar hazırlanmıştı. Öğleye doğru biz hemen geliyoruz deyip kayboldular, iki gün daha böyle yaptılar dördüncü günün akşamında sadece üst katta bir sınıf bitmişti, kavga döğüşten sonra işi hızlandırdılar. Meğerse bunlar üç işi aynı anda götürüyorlarmış daha doğrusu götüremiyorlarmış.
Bu dönemlerin birde öncesi var, kireç, çivit boyası, daha da öncesi kille sıvamak. Köy evlerinde soba öncesi her odada bir ocak var, hayat denilen açık alanda olanı yazın kullanılıyor genellikle. Ocakların ısınma ve pişirme aracı olarak kullanılmasının dışında bir işlevi daha var. Yanan odunlar çıralı ise çok is çıkarır ve ocağın iç duvarları kapkara olur, kapkara olan birde gaz lambalarının şişeleri var ki her gün silinmesi gerekli.
İşte bu isli ve her an kararmaya müsait iki şey, evde genç kız varsa onu değerlendirme kriteridir. Lambanın şişesini temizlemek daha kolay, yıkayıp bezle kurulanır, o işi yapacak kişi tembel değilse. Ocaklar daha zor odunların yanmadığı bir zamanda ocağı temizleyeceksin, eritilmiş kilin içindeki bezle yan duvarları ve içini sıvayacaksın. Evin duvarları da bu kille sıvanırdı, bir yerden kazılıp getirilirdi kil topakları, açık gri gibi olan renk sulandırıp kuruduktan sonra beyaza döner, evler sıvandığı ilk günlerde mis gibi temizlik kokardı. Birde Annemin, halamın ve bazı kadınların yediği yeşil kil vardı o başka bir köyden getiriliyordu.
Bazen aklıma takılır, badana boya temizlik midir üstünü örtmek midir? diye, çünkü badana yaparken, boyaların döküldüğü yerlerin altından çok farklı renkler çıkıyor evle odayla bağdaştıramadığın, önceki oturanları merak ediyorsun nasıl insanlardı diye, konu komşuya sorarken yakalıyorsun kendini, çok ta belli etmemeye çalışarak. Bazen ilginç hikâyeler çıkıyor başka şeyleri sorarken. Oturduğun ev bahçe halindeyken, ortasındaki küçük evde oturan kadının Marmaris'in meşhur falcısı olduğunu öğreniyorsun. Bu sefer düşünceler yön değiştiriyor kimler geldi de giderken aklında götürmeyi düşündüğü sözleri duydu veya hiç aklında olmayanları götürmek zorunda kaldı. Ziyaretçisi çok olan ama oturduğu yerden kalkmadan sözle, el kol hareketleriyle herkesi idare eden bu kadının ve evinin akşam hali nasıldır. Söylediklerini akşam bir araya getirebiliyor mudur? Hatırlar mı kime ne söylediğini? Diyelim ki o zamanlar benim de yolum düştü meraktan girdim içeri, sen bu evin tepesinde oturacaksın deseydi kendisi de anlam veremeyerek, ne düşünürdüm acaba?
Ben size demedim mi atıyor, bu küçücük evin tepesinde olsa olsa kuş yuva yapar derdim herhalde.
Fatma Ayhan 3 Eylül 2024