KADINLAR

  KADINLAR

 Sözcükler orada büyük şeyler gibi / bellekte kımıltısız, ama yaralıyorlar hala. (Claude Esteban))

Ne zaman olumsuz, kötü, özellikle de kadına şiddet haberlerini duysam bu dizeler gelir aklıma ve kıpırdamadan düşünmeye çalışırım. Nerede yanlış yaptık, yapıyoruz diye. Hepimiz ailelerimizin masum çocuklarıydık küçükken.

Doğan kardeşimin "erkek" olduğunu, babama haber vermek için nasıl büyük bir sevinçle koşturduğumu hatırlıyorum, ailemize erkek çocuk gelmişti.

Ne olmuştu?

Komşunun kızı,  kendisinden çok daha küçük erkek kardeşine göz kulak olmak üzere emanet edildiğinde, ablasını kapının dışında görüp çabuk gir kız içeriye diye diklendiğinde,

Ne olmuştu?

Yemeğin en güzel yeri babaya, erkek kardeşe verildiğinde belki içimizden söylendik birazcık.

Oğlum giyer, oğlum gezer, oğlum söver diye diye oğlanlar tepeye çıkarılıp, kızlara dışarı adımını atarsan, kemiklerini kırarım otur oturduğun yerde derken,

Oğlanları evlendirirken elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi iken,

Kızlar için bir an önce baş göz etmek lazım deyip görücüleri beklerken, bak kimse seni istemez sonra evde kalırsın diye, bütün ev işini üstüne yıkarken, pazara çıkmış alıcı edasıyla kızlar görücülerce incelenirken,                                                                                                                       

Sahi ne olmuştu?

Hadi diyelim çıktı bir kısmet, düğün dernek bak kızım bu evden gelinliğinle çıktın kefeninle girersin demek te ne oluyordu. Ufak tefek şeyler anneye babaya söylenmez aile arasında olur öyle şeyler, içki, kumar, densizlik erkeklerin hepsinde var bir senin başında değil. Ufak ufak şiddet başladığında söyleyebildiyse eğer, bir tokatla bir şey olmaz, her tokat yiyen baba evine gelseydi koca evinde kimse kalmazdı deyip geri gönderirken,

Gerçekten ne olmuştu?

Bu arada iki de çocuk oldu belki, hadi seni kabul edelim ama çocukları alamayız derken, bazen de kocanın ailesi çocukları vermezken,

Kadın; çocuğu, ailesi, kocası arasında parçalanmak istenirken, (çocukların durumu daha da vahim)

Neydi olan?

Hangi durumlarda başlara taç veya çiçek olunup, hangi durumlarda ayaklar altına alındığının ayrımına varamamış, insan sınıfına dâhil olup olmadığını kestirememişken,

Üstelik çocuk doğurduğu için kutsal kılınıp, cennet ayaklarının altına serilmişken, ne ara kurban oldu. Kutsala kurban verilmesi gerekirken, kutsal kime kurban oluyordu çözememişken, kurban olmayı tabii ki seçmemiş ama kutsal olmayı da seçmemişken,

Kırk satırla kırk katır arasında kalan kadın, varlığından vazgeçmeyi seçtiğinde,

Ne olmuştu?

Hadi diyelim çocuk yok aile kabul etti, bir süre sonra herkesin derdi olur fısıldaşmalar başlar onu helal süt emmiş biriyle baş göz etmek üstüne, (dul kadının sorumluluğunu kendi üstünden atmak telaşıyla), travmadan yeni çıkmış kadın bir başka travmaya sürüklenirken, Oh bak ne iyi oldu, birinciyle olmadı ama ikinciyle sessiz sedasız geçinip duruyor derken, kadın çaresizliğin kıskacında kendini yok saydığında,

Ne olmuştu?

Hiç düşündük mü, onlar için bir üçüncü seçeneği, kendine yetebilir sini öğretmeyi, gerçekten neden yapmadık? Belki abarttım, aslında abartmadım bu sadece küçük bir kesit.                                                              

                                                                                                                                                        

Başlık parasına satmadık mı kızlarımızı? satın alınanın, sahip olunan olduğunu düşünmeden, ne olduysa bu sahip olmalardan olmadı mı?

Herhangi bir maddi değerden isteyerek veya zorunlu olarak vazgeçilebiliyorken, söz konusu kadınsa sahipliğin bir türlü sonlandırılamadığını görmedik mi?

Hadi diyelim üçüncü seçeneği kullanabilme şansını elde etmiş bir kadın,

Yine bitmedi, hala babanın kızı, kocanın karısı (eskide olsa fark etmez) ve onların namusunu temsil ediyor. Ne menem bir şeyse bu namus, kadınların üzerinden dönüyor hep, dünyada sorgulanmayan bunca namussuzluk varken.                                                                                                                      

Kadını namus öznesi yapmakta nasıl da herkes birleşiveriyor. Babanın, abinin, amcanın, dayının, eski yeni fark etmez kocanın, erkek arkadaşın, bütün aile efradının namusu ondan sorulurken,

Hal böyle olunca her türlü şiddetin, haksızlığın, polisin, karakolun, ambulansın, hastanenin de öznesi sayılıyorken,

Oğullarını sosyal güvenlik kurumu gibi görüp, primleri onların hesabına yatırıp, yaşlılıklarında, sosyal hizmet görevlisi olarak gördükleri kızlarının yanında rahat ederken,

Yıllarca üç maymunun oynandığı ev içlerinde, taciz ve tecavüz vakaları devam ederken, odalarda "içi, kırık kollar dolu yenler" dolaşıyorken.

On iki on üç yaşındaki kız çocuklarının rızası olduğuna karar verilip, suçlular serbest bırakılırken ve serbest bırakılmanın verdiği cesaretle suçlar tekrarlanırken,

Şikâyet etmeyi göze alıp ağzını açanlar, tekrar tekrar yaralanıp zorunlu olarak sustuklarında,

Neydi olan?

Kadına şiddet, çoğunluğu kadının en yakınlarınca işlenmiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri her geçen gün artarken,(2024 yılında 394 kadın cinayeti ve 259 şüpheli ölüm. KCDP)

Sizler, bizler, kadınlar, erkekler neredeydik? Bilmiyorum ama benim bellekte ki yaralıların sayısı belirsiz onu biliyorum.

Peki, bu kadar şey olurken neden sesimiz gür çıkmıyor, kötülüğün normalleştirilmesi kanımıza mı işledi yüzyıllardır? Kadınların saygın olarak kabul edilip sözünün dinlenmesi gerektiğine inanılan bir dönem var, kısacık bir dönem, kadınların cinsel kimliğinin yok sayılıp, yaşlanıp köşeye oturduğu kısacık bir dönem, orada bile çizilen sınırlara uyum şartı var yoksa delisin, sözünün bir hükmü yok.

İstanbul sözleşmesini hepimiz okuduk diye kabul ediyorum, okumayanlarda maddelerini okuyabilirler, onun için sözleşmeyi buraya aktarmayacağım.

Özet olarak insan özellikleri taşıyan herhangi bir kimsenin, hiç kimseye yapmaması gereken ve insan özellikleri taşımayanların yaptıkları kötülükler karşısında, yapılması gereken şeylerden bahsediyor.

Tüm bunları yazdıktan, okuduktan sonra kaldıysa kutlamaya mecalimiz, hediye alışverişine indirgenen kadınlar günümüz kutlu olsun.

Fatma Ayhan16 Şubat2025

 

Bu yazıyı, küçük dokunuşların dışında iki sene önce yazmışım, hala değişen bir şey yok ne yazık ki.

YAZARIN DİĞER YAZILARI