MEKTUP 1

MEKTUP 1

Sevgili kendim; hayatımın içinden kimler geldi, kimler geçti diyeceğim ama doğru değil. Hayatımın içinden gelen de geçen de bendim, eteklerime takılan çalılar olsa da kurtardım, eteklerimin bir parçasını çalılara kaptırmak pahasına da olsa.

Bazen kendimi günah keçisi gibi görüyorum ve bütün yollar o inatçı keçiye çıkıyor nasıl beceriyorsa dönüp dolaşıp beni buluyor. Yoksa ben dolaşabilir miyim o kayalıklarda tek başıma? Artık öğrenmiş olmam gerek günah keçiliğini ama salak taraf baskın çıkıyor ki hala bocalıyorum.

Bakalım bu sefer ne kadar sürecek, çok uzun sürerse şu plaklarımın hepsini birden havalandırıp beyin kanallarına bir hücum düzenlemeyi düşünüyorum gittiği yerde daha iyi çalışır belki.

Orada da çalışmadı ölmüş dediler. Olsun, ben de biliyorum öldüğümü, o bilmediğim dünyada ne yapabilirimi araştırıyorum. İlk hafta eve gidebileceğimi keşfettim, şimdi daha uzaklara gitmeyi düşünüyorum. Yalnız ulaşım aracı konusunda tereddütlerim var, yürüyerek en olmadık yerlere giderken bir arabanın içinde buluyorum kendimi, bu ne zaman oldu araba nereden geldi ben nasıl ustaca kullanıyorum. Halbuki sadece öğrenmiştim diye hatırlıyorum. Mademki ustaca kullanıyorum gerçekleştirelim bakalım ilk dünyanın hayalini deyip uçurumdan bulutların üzerine hızlı bir giriş yapıyorum. Çok iyi ya, yer çekiminin olmadığı yerde bulutlarda arabayla uçmak hayal ettiğim kadar varmış derken bir ana okulu çıkıyor önüme. Pembeler maviler giymiş çocuklar dans ediyorlar, aa şu kenardan üçüncü benim nasıl tanıdıysam o yaşta çekilmiş bir fotoğrafım yoktu.  Çocuklar bir masanın etrafında toplandılar birisi minicik bir pasta getirdi masaya koydu, bütün çocuklar sırayla birer parmak aldılar, tekrar aldılar, pasta eksilmiyor hep ilk haliyle kalıyordu ve bu çok olağan bir şeydi. Sonra herkes kelebek oldu uçuşmaya başladı, ben ilk defa gördüğüm mavi bir sardunyaya kondum yaprağın üstündeki çiy tanelerini içtim, herkes kendi içeceğini seçiyormuş, bir sonrakinde bir mor menekşeye konmak istiyorum.

Sonra nerede olduğumu çıkaramadığım bir yerde, arabanız geldi dediler, kırmızı bir araba hemen bindim bulutları denemiştim şimdi denize doğru sürdüm. Sanki Kızıldeniz ikiye ayrılıyor ben hiç ıslanmıyorum. Bu da hiç keyifli değil dememe kalmadan bir rüzgâr çıktı, deniz karıştı, arabanın içinden geçti rüzgâra kapılmış dalgalar, oldu mu? Dercesine, tamam dedim, çok güzel oldu artık yeter, birdenbire  her taraf sütliman. Aklımdan geçenler tamamlanmadan oluyor. Yalnız bazı yerlerden geçerken bir iç sıkışması, bir heyecan, bir gülme isteği gelip geçiyor, o kadar çabuk geçiyor ki birinciyi hissetmeye başlamadan, sonuncuya geliveriyorum. Öyle durumlarda daha fazla kalmam için ne yapmam gerektiğini öğrenmem gerek ki o değişikliklerin nedenini bulabileyim. Yoksa benim gibi meraklı birine işkence olur bu durum. Eğer bunun cevabını da hemen alırsam cennette olduğuma inanmak üzereyim.

Akşam ay dedeye gideyim bakalım üstünde neler var, ilk gidenlerin bıraktığı malzemeler orada mı? bütün bunların doğru olmadığı söyleniyor zaman zaman. Ama hilal haldeyken gideyim demeden hilal şeklindeki ayda oturmuş ayaklarımı boşluğa uzatmıştım bile. Elime aldığım ay taşlarını fırlatmaya başladım, ay ışığında ışıl ışıl görünen sahilde oturup hayal kuran birinin önüne, şaşırdı birden yukarı baktı ama beni görmedi, ben onu tanıdım. Taşları kafasına mı atsaydım? Dedim tam o anda bir bulut girdi aramıza, bulut geçtiğinde o gitmişti. İyi ki de öyle olmuş yoksa orantısız güç kullanmanın sonucu vahim olabilirdi.

Sorum hala cevaplanmadı, yükleniyor diyor Cennette bu kadar insan olamaz herhalde de yaşadıklarım öbür tarafa yumuşak bir geçiş miydi? Bilemiyorum orası için böyle bir incelik düşünmek kimin aklına gelmiştir? Gelmiş midir? Yok canım, neyse bekleyelim bakalım yüklenenin içinden ne çıkacak.

Fatma Ayhan 21 Temmuz 2026

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI