Miras bırakmak deyince hemen çocuklar geliyor akla, kazandığın taşınır taşınmaz neyin varsa çocuklara devretmek. Peki, miras bırakmayı düşünürken bu günün ihtiyaçlarını es mi geçiyoruz? ben kimin için çalışıyorum zaten size kalacak diye diye.
Belki bir ev daha veya bir miktar para daha kazanmaya çalışırken, hem kendi hayatımızdan hem de durmadan sizin için çalışıyorum mazeretine sığınarak, mirasçılarımızdan esirgediğimiz zamanlarda yapabileceklerimize ne oluyor.
Hatırlanmak da bir miras değil mi? O safhayı, iyice hastalanıp öbür tarafa yaklaşmakta olduğumuzu fark edince mi düşünmeye başlıyoruz. Beni sevin, beni iyi hatırlayın, ben sizi çok seviyorum, bakın artık dünyayla ne kadar bağım kaldı bilmiyorum. Mal mülk umurumda değil yeter ki beni unutmayın, unutmayın diye bakıyor gözlerimiz.
Zamanında uygun bulmadığımız belki de sadece el âlem ne der diye yapmadığımız, yapamadığımız davranışların tam tersini yaparak, aslında ben şimdiki benim, beni yanlış anladınız demeye gelen bakışlar.
Ev, mal mülk, para da hatırlanır elbet, ama bunları kazanıncaya kadar ne çekti zavallı ve hemen arkasından bize de çektirdi sözü dökülüverir dudaklardan. O daha çok şey için vazgeçilenler akın eder belleğimizden. Keşke o bisiklet alınsaydı da, arkadaşlarımın peşinden koşmasaydım bir kerecik binebilmek için. Keşke ben de servise binebilseydim arkadaşlarımla beraber, okulda yemekhaneye gidebilseydim, Tatilin ilk gününde çalışmaya başlamasaydım, biraz gezip tozsaydım, sinemaya gitseydim film hakkında konuşsaydım herkes gibi. Bunlar en basitleridir ilk akla geliveren. Etraftan gelen çok çalıştı zavallı size bunları bırakabilmek için sözlerine, o bisiklet alınsaydı ne olurduyu düşünüp arkadaşlarınızın en önünde uçarken bir suçluluk duygusu gelir oturur yüreğinize.
Bazen bana zamanında vermediğin malı mülkü şimdi ne yapayım diye har vurulup harman savrulur o birikimler. Konu komşunun, uzak akrabanın vah vahları ve kötü niyetlilerin biliyormuş da vermemiş söylenmeleri arasında.
Ama artık sonun başlangıcı başlamış, muhasebe defterleri ortaya çıkmış, öbür tarafa geçmeden hesaplaşmanın provası yapılmaktadır. Belki de zamanın tükenmekte olduğunun bilinciyle ve artık kayıt tutmaya gerek kalmadığının rahatlığıyla. Olmadığın, olamadığın, özellikle çocukların gözünde olman gereken halinle yer etmeye çalışmanın bir telaşıdır hepsi, gitmeden iyi bir kayıt bırakma, her şeyi temize çekme çabasıdır.
Yıllar önce bir arkadaşım anlatmıştı teyzesinin eşi çok pinti bir adammış, hep harcaması gerekenden daha az nasıl harcarım hesabı yaparmış. Diyelim ki aynı dolmuşa bindiği bir arkadaşı dolmuş parasını verdi veya birisi çay ısmarladı, o paralar hemen o günün birikimi olarak kumbaraya atılırmış. Evdeki çayı, şekeri, erzakları kontrol edermiş, kadıncağız her gün çay ve şekerden onun hissetmeyeceği küçük miktarları alıp biriktirirmiş ki misafirine ikramda bulunabilsin.
İnsan sürekli bu küçük hesapları yaparken, her gördüğü kişiyi günün kar adayı olarak görmekten başka bir şeyle ilgilenemez herhalde. Bir zamanlar oturduğum bir semtte 13, 14 yaşlarında bir erkek çocuk vardı, sokağa çıktığı anda sürekli yere bakarak ve bir şey arayarak dolaşır, sokakta bulduğu her şeyi cebine atardı. Bu bir çivi, şişe, renkli çikolata kâğıdı, kibrit kutusu her şey olabilirdi ve o yere bakmaktan etrafında olan hiçbir şeyin farkına varmazdı.
Tabii ki imkânlarımız elveriyorsa miras bırakalım ama güzel anılar da bırakalım ki hatırlandıkça yaşayalım.
Fatma Ayhan 24 Ağustos 2024