BİR TARAFTA BAYRAM KUTLAMALARI, BİR TARAFTA HÜZÜN!

BİR TARAFTA BAYRAM KUTLAMALARI,

   BİR TARAFTA HÜZÜN!

 

 

Bayramlar, kutsalı, ulusalı, gelenekseli vb. gibi bayram olarak kutlanan birçok şey. Bayramlar akşamdan sabaha ortaya çıkmazlar, bir temeli, kültürü vardır. Bu kültür çok eski yılların (Antik çağlara ulaşsa da) birikimiyle oluşsa da, toplum yararına gerçekleşen büyük bir olay, kurtuluş vb. gibi, bir birkaç yılda da ortaya çıkabilir. Bayramlar bütün bir toplum katılımı ile olan bir eylemadir, yoksa yerel eğlenceye girer ki, o da bayram sayılmaz.

Her bayram bir ulusal birlik ve coşkuyu temsil ettiğinden herkesin katılımı topluma huzur verir, birlik ve beraberliğini pekiştirir. Bazı özel durumlar nedeniyle herkes katılamaz, kutlayamaz, onların bu durumu üzücüdür ama o insanlara da hoşgörülü olunmalıdır.

Her bayramda, bayram kutlamalarına katılmak isterim, çoğu zamanlar da katılırım. Fakat bu bayram kutlamalarına katılırken, içime bir acı oturur ki; ne çözebiliyorum, ne de önleyebiliyorum. Yüreğimde bir sızı, gözümde yaş, hüzün için kalıyorum. Bayram kutlamalarına isyan edesim geliyor ama toplumun sevincini de, paylaşmayı da önemli buluyorum. Çünkü yaşam her şeye rağmen devam ediyor.

Bayramları zaman zaman sorgularım, nereden çıktı bayramlar, kim icat etti, neden birkaç gün sürer, diğer günlerde neden kutlanmaz gibi anlamsız sorulara cevap da bulamam. Çünkü kızgınlığıma rastlaması, böyle soruları da beraberinde getirmiş olmaktadır!

Soru sormak, sorgulamak sorunları çözmemizde büyük yardımı olan bir başlangıçtır. Sormayan, sorgulamayan kişi ve toplumlar gelişemediklerini hem tarihsel, hem de günümüz şartları bize gösteriyor. Evet bilimsel ve teknolojik gelişmeler akıl almaz bir hızla devam ediyor. Bu gelişmeye, ilerlemeye, bilinçleşmeye rağmen insanların daha çok ilkelleşmesi, vahşileşmesi ve de doğaya, tüm canlılara düşmanlığını izaha muhtaçtır. İnsan modernleştikçe (modernlik denirse eğer) vicdan körelmesinin artması anlaşılır gibi değil. İnsanın bencilliği ve kibri, kâr hırsı yüzünden iyiye gitmemektedir, her yıl insanlık yok olmakta. Biliyoruz ki, her canlı yaşamak, hayatta kalmak, soyunu sürdürmek ister. İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran özellikleri vardır, sorar, sorgular ve değerlendirme yapar, sorunun köküne inerek çözer, çözme yetisine sahiptir. Aklını kullanan insan, (içgüdülerle hareket etmediği için) dili sayesinde kültür dediğimiz değerleri biriktirme becerisine sahiptir. Bu sayede tüm canlılara ve doğaya hükmetmekte, istediği gibi şekil vermektedir. İnsanın bencilliği, kibri ve doyumsuzluğu doğanın yıkımına, canlıların yok olmasına neden olduğu için "doğanın kanser hücresi" diyebiliriz. Hem insanlar üzerinde, hem doğa üzerinde iyiye ve kötüye giden insan davranışları, insanoğlunun varlığıyla yaşıttır. İyiye giden, iyi olan insanların da kötülüğe katılmasıyla, iyi insan olmanın çekiciliği azalmaktadır. Kültür dediğimiz olgu, yüzlerce, binlerce yıl öteden gelen yaşanmışlıkların iyi taraflarının günümüze kadar süzülerek gelmesi de denebilir. Toplusallığın korunmamasının en önemli yanı, kötülüğün bireyler tarafından "iyilikle bir şeyin yürümediği" algısının yerleşmesi, çünkü kötülerin cezasız kalması ve demokrasinin ve adaletin olmaması, emeğin sömürülmesi vb. gibi olguların çoğalması nedeniyledir.    

Ne yazık ki, bu gün iktidarın olsun, diğer kurumlar olsun yaptıklarının toplum yararına olmadığı için, kötülüğün yukarıdan aşağıya doğru yayılması, "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" gibi bir anlayışın günden güne artması kötülüğü beslemektedir. Bu yapı uzun süre devam ederse; kötülük kültürünü büyütmüş olur, toplumsal bir değer kazanırsa, birlik, beraberlik ve insan hakları, yaşam hakkına büyük darbe indirilmiş olur. Buna kaosta denebilir!

Dağıldım yine, bayram kutlamaları sırasında içimdeki hüznü anlatırken, kendi kendimi, insanları sorgularken derinlere daldım. Bayramın gereksiz olduğu gibi yanlış anlamalara neden olacak durumdan bahsetmiyorum, bayramların kutlanmasından yanayım, fakat bu içimdeki hüznün olduğu zaman da bayramı gereği gibi kutlayamamaktan söz ediyorum.

İnsanoğlu toplumsal, sosyal bir varlıktır. İnsanların tek başına yaşaması mümkün olmadığından, toplumsal bir düzenin olması şarttır. Bu düzen sayesinde kargaşa en aza indirilebilir. Beğenilir, beğenilmez, önemli olan çoğunluğun beğenmesinin yanında toplumun birlik ve beraberliğini, özgürlükleri adalete ulaşmada zorluklar olmasın.

Neden bayram gelmiş de, ben herkes gibi bayram kutlayamıyorum, neşelenemiyor, gülemiyorum. İyi bir zaman geçirecekken beni hüzün basıyor? Neden bir bayram günü acı yüreğime oturuveriyor?

Bayram kutluyoruz, biz bayramı kutlarken, dünyanın birçok yerinde insanlar zulme, adaletsizliğe maruz kalıp, birçok ölümler yaşanıyor. Özellikle, Filistin'de SOYKIRIM suçu işleniyor. Filistinli onca masum insan, kadın, çoluk çocuk demeden yok ediliyor. Bu gün haberler de bir Filistinlinin, "Biz kurban yerine kendimizi kesiyoruz" sözü ile beraber yüreğimde bir deprem oldu. Yine daha önce not ettiğim bir Filistinli çocuğun, "Anne senin gözyaşlarımı silmeni özledim. Dertlerim yanağımda kaldı" cümlesiyle yüreği kanayan, yıkılan, acı içinde kıvranan birine döndüm. (Filistin'de İsrail'in bombalarla yıktığı Şifa Hastanesinin duvarında yazılı olduğu belirtilmiştir. Kenan Paltum'un facebook'ta paylaşımı).                

Bayram evet bayram; nasıl kutlarım bu durumda bayramı? Sadece Filistin de değil, Sivas, Maraş, Çorum, Gar vb. katliamlarının katilleri ve katillere yol veren görevlilerin cezasız kalmasını unutup, nasıl güler oynarım? Dünyadaki sömürünün yüzünden milyonlarca bebe varken, bunların sanki ölümünden ben suçluymuşum gibi bir acıyı yaşarken nasıl dayanır yüreğim? İnanın bir çıkmazın içinde debelenip duruyorum. Bu bayram kutlaması beni bayağı yıprattı. Bayram da değil de sanki mezarlıkta hissetmek insanı yiyip bitiriyor! Maraş merkezli, on bir ili vuran deprem dolayısıyla yaraların sarılmamış, sorumlular adalet karşısına çıkarılmamış olması, birçok insanın kaybolması vb. sorunların çözülmediği bir dönem yaşıyoruz, gel de hüzünlü olma, gel de bayram kutlamalarında gül eğlen!

 

Ekonomik yıkımın getirdiği yoklukları yaratanların hesap vermeden, sanki başkaları yapmış gibi sorumsuzca kötülüğe devam ederlerken, bir ekmeği bile "askı" denen aşağılayıcı bir anlayışı yaratarak, perişanlığa düşen emekçiler, emekliler kan ağlarken bayramı nasıl kutlayacağız bilemiyorum! "Emekliler yılı" gibi saçma-anlamsız (absürt) bir sözün emeklileri nasıl rencide ettiğini bile göremeyen bir yönetim varken, evet, evet varken nasıl bayram kutlamalarında eğlenilir, bilen var mı?

 

Bayramın birinci gününe denk gelen babalar gününe ne dersiniz! Sistemin, sömürgecilerin tüketimi körüklemek için uydurulan özel günü nasıl sorgulamam!

 

Can çekişirken bedenim,

Bayram geldi tüket diyor,

Alın terin emeğini,

Bayram geldi benim diyor.

 

Kukla gibi ordan ora,

Sızılıyor yürek yara,

Dokundum ben zülfü yâre,

Bekle beni ölüm diyor.

 

Kirlettik havayı suyu,

Tükeniyor insan soyu,

Seçimlerde verdin oyu,

Alavere boldur diyor.

 

Sermayenin kuralına,

Uy diyorlar yararına,

Kanmam dedim yalanına,

Seni bekler ölüm diyor.

 

Hırsız, ezen birlik olmuş,

Çoğunluk hayale dalmış.

Her şeyi "Tanrı'dan" bilmiş,

Afyon alda uyu diyor.

 

Bitmiyor Gürbüz'ün hüznü

Yine bu gün boşa gezdi,

İki kelam yazı yazdı,

Senin yerin kodes diyor

 

Kemal Gürbüz

Şair, Yazar-Devlet Sanatçısı

17.06.2024

Saat: 01.12

 

                             

YAZARIN DİĞER YAZILARI