ABD 30 Eylül’de Irak’tan askerlerini çekti. 2003 yılında ABD Irak’a El Kaide’yi barındırdığı(doğru değil), kimyasal silahlara sahip olduğu(doğru değil) ve klasik taktiği Irak’ı demokratikleştirme gibi nedenlerle saldırıya geçti ve Irak’ı işgal etti. Amacı Irak’ı parçalamak ve Kürt özerk yönetimini gerçekleştirmekti. Uygulamaya başladığı projesi Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi parçalayarak kendine mecburen bağlı olacak olan bir jandarma Kürt devleti kurmaktı. Irak ile başlattığı projesini Suriye’yi parçalayarak sürdürdü. Şu anda İran’da projesinin üçüncü aşamasını gerçekleştirmeye çalışmakla meşgul. Dördüncü aşama olan Türkiye aşamasına da ucundan ucundan başlamayı ihmal etmiyor bu arada, bize çözüm sürecini yutturarak. Irak’ta ABD işgali 23 yıldır sürmekteydi. Ancak askeri işgale artık bir gerek yok çünkü Irak’ın ekonomik işgali yürürlükte şu an. Bu tip bir işgalde asker kaybı yok, masraf da yok. Irak petrolünü işleten Batı şirketleri petrolün bedelini Irak’a vermiyor, ABD Merkez Bankası’na yatırıyorlar. ABD Merkez Bankası da parayı Irak Merkez Bankasına aktarıyor. Irak’ın ekonomik işgali böyle başlıyor. ABD paranın gönderilmesini durdurabiliyor. Savaşta yenen taraf bu yöntemi kabul ettirmiş. ABD Irak’ın istemediği davranışlarını ve istediği davranışlarını bu yolla yönlendirebiliyor. Irak Hükümetinin gelirlerinin %90’ı bu petrol parası.
ABD’nin Suriye’yi bölmesi, onun Orta Doğu projesinin ikinci aşamasını başarıyla sonlandırmasıdır. Kürtler Kamışlı ve Ayn el-Arab’ı ellerinde tutuyorlar, Haseke’yi hükümetle birlikte yönetiyorlar. Kürtlerin askeri birlikleri de dağıtılamamış ve iki tümen halinde orduya katılmış sayılıyorlar ve bulunacakları yerler kendi seçimleriyle Deyrezor ve Kamışlı-Haseke bölgeleri olmuştur. ABD’nin de önerisiyle böylesinin iyi olacağı planlanmıştır. Suriye Hükümeti ABD’nin yaptırım tehditleri nedeniyle bunları kabul durumunda kalmıştır. Kuzeyde Türkiye’nin işgali altındaki üç bölge, zamanı geldiğinde ondan alınarak Kürtlere verilmek üzere şimdilik, şartların gereği olarak Türkiye’nin denetiminde bırakılmıştır. İlerde nasıl olsa böyle olacağı herkes tarafından bilindiğinden Türkiye’nin şu an ki işgaline kimse karşı çıkmamaktadır.
Wall Street Journal gazetesi ABD’nin Atina büyükelçisi Guilfoyle’nin Yunanistan’da bir yemekte Romanya’da ki hükümetin düşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu ve “Bunu istediğimiz her ülkede yapabiliriz. Burada Yunanistan’da da bunu yapabiliriz” dediğini söylemektedir. ABD’nin Güney Amerika, Afrika ve Arap yarımadasında bunu yaptıklarını biliyoruz. Yunanistan Hükümeti ABD’den büyükelçilerini değiştirmesini istememiştir. Türkiye de neyi söyleyeceğini bilemeyen büyükelçisi Barrack’ı değiştirmesini ve yerine meslekten bir diplomatı göndermesini ABD’den isteyememiştir. Nedeninin ne olduğu nasıl olsa hepimizce biliniyor. İki ülkenin başkanının içtikleri suyun ayrı gitmediğini biliyoruz! Şimdiye kadar yalnız ABD içtiyse de AKP’nin de kendi çabalarıyla bir gün kendinin bir miktar içeceğini hayal ettiğini anlıyoruz. Batılıyla dostluk Batılılarda yok, gazeteleri Marca, Belçika-Türkiye maçının ardından maç yazısında şöyle bir cümle kullanıyor: “Ancak bu kez baş rolde attığı iki golle Osmanlıları adeta batıran De Bruyne vardı”. Bir maç yazısında hayret(?) ‘Osmanlıları adeta batıran De Bruyne’ anlatımıyla karşılaşıyoruz. Avrupalıda bilinç altındaki ezikliğin ve kinin yaşamın her kesiminde ortaya dökülmesi bu. Vikinglerden çok vahşi şiddet gördüler ama onlar Hıristiyan.