MAMURE KALESİ/ANAMUR

                Değerli okurlar, Gilindire Mağarasından çıkıp da kendimize gelince Akdeniz güneşinin altında bir yanımızda dağlar, bir yanımızda deniz gönlümüzce akıp giderken birden muz bahçelerinin arasına düştük. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız her yer muz seraları, muz bahçeleri ile doluydu. Böyle şaşkın bir halde asfaltta kayarken birden sol yanımızda yükselen sur duvarlarını görünce hemen sağa çekip durduk. Sonra da sola; yolun karşısına geçerek kalenin girişine yanaştık. Her antik alanda olduğu gibi önce en resmi açıklayıcı olan tabelaya yöneldik. Önce MAMURE adının ANAMUR' dan geldiğini düşünmüştük ama öyle değilmiş. Bakın nasılmış:

"MAMURE KALESİ: Mamure Kalesi, birçok Anadolu kalesinde olduğu gibi antik temeller üzerine kurulmuştur. Çevrede 4. Yüzyıla ait RYG MOMAİ adında fazla etkin olmayan Roma şehri mevcuttu. Daha sonra 1300-1308 yıllarında Karamanoğlu Mehmet Bey, 35.000 kişilik ordusuyla kaleyi ele geçirir ve önemli ölçüde mamur eder. (Tamir eder, onarır, mamur hale getirir) Bu nedenle kale, MAMURE KALESİ olarak anılır. Bu dönemde ayrıca kale içine merkezi kubbeli bir cami ile kale dışına bir hamam inşa edilir. 15. ve 16. Yüzyıllarda küçük onarımlar gören kale, Osmanlılar tarafından 18. Yüzyılda onarılmış ve yeni eklemeler yapılmıştır. 20.000 metrekare alanda kurulmuş olan MAMURE KALESİ, 3 bölümden oluşmaktadır. Doğudaki iç avlu. Batıdaki dış kale ve bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kale. Kalenin 39 kulesi bulunmakta olup kalenin esas giriş yeri iç avlunun kuzeyindedir. " Caminin önündeki levhada ise şu bilgilere ulaşıyoruz: "Mamure Kalesi Camii, dış kale avlusundadır. 1300-1308 yıllarında hüküm süren Karamanoğlu Mehmet Bey zamanında yaptırılmış. Osmanlı Padişahı 2. Selim döneminde Lala Mustafa Paşa tarafından fethedilmiş Cami, onarım görmüş. Bu yüzden 16. Yüzyıl Osmanlı Mimarisinin klasik özelliklerini taşımaktadır. Cami, daha sonraki yıllarda da onarım görmüştür. Yapıya köfeki taşından sivri kemerli derin niş halinde taş çerçeve içinde basık kemerli taş kapıdan girilir."  Girilir, girilir de çık çıkabilirsen. Daha kapıdan girerken nice büyük bir yapıya girdiğimizin farkına varıyor ve hangi yöne gidip hangi duvara, kuleye, sura, mahzene gireceğimize şaşırıp kalıyoruz. Öylesine büyük, geniş ve devasa bir yapı ki, gez gezebilirsen. Kale öylesine mükemmel bir tamir ve bakım görmüş ki, gezip gördüğümüz kısımlarda tek bir taşın, duvarın üzerinde bir eksiklik, bir yıpranma göremiyoruz. Daha dün yapılmış gibi yepyeni, pırıl pırıl. Merdivenleri çıkıp surlara tırmanıyoruz. Surların üzerinden Akdeniz'in mavi suları, sonbahar güneşi altında ışıl ışıl. Kale içinde, surların üzerinde, kulelerin üzerinde koşturmaktan ter içinde kalıyoruz. Sonunda en yüksek kule kalıyor. İçerideki görevliye "Oraya çıkmasak olur mu, orada ne var?"  Diye soruyoruz. Görevli, "Olur mu hiç? En önemli yer orası. Hele bir çıkın da görün!" diyerek bizi tahrik ediyor. Bunca yorgunluğun üzerine çar/naçar koridorlardan, salonlardan, aralardan geçip kuleye tırmanmaya başlıyoruz. Dönerek tırmandığımız kulenin iç basamakları neredeyse bir ayak basacak genişlikte. Sonunda en yüksek kulenin üzerindeyiz. Önümüzde sonsuz bir deniz, arkamızda yüksek Toros Dağları. Ortada doğudan Batıya MUZ Bahçeleri arasından akıp giden bir asfalt ve çevresinde Anamur kenti.  Fotoğraf sanatçıları ve tutkunları için bulunmaz bir nimet. Çevrenin olduğu gibi kalenin de bütün planı, surları, duvarları gözler önünde. Gelsin şakır şakır fotoğraflar. Tabi ki, bu mutluluk da çok uzun sürmüyor, gitmek zorundayız, dönmek zorundayız, çünkü yolumuz uzun. Demek ki, MAMURE adı, ANAMUR' dan değil; onarılmış, tamir edilmiş ve mamur hale getirilmiş kale anlamında MAMURE KALESİ imiş. Yorgun ve üzgün bir halde MAMURE' den ayrılıyoruz.

                Bu kale, büyük kesme taşlardan yapılmış ve antik temellerin hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı tam tespit edilememiştir. 39 kulesi, su sarnıçları, camisi ve dışında hamamı bulunan kalenin çevresi 10 metre genişliğinde savunma amaçlı hendekle çevrilidir. Kale duvarlarının alt kısımları daha geniştir, üst kısımları ise yukarıya doğru daralmaktadır. Duvarlar ve burçlar yapılırken çeşitli taşlar ve Horasan harcı kullanılmıştır. Giriş kapıları ve bazı pencerelerin kemerleri ile duvar köşelerinde kesme taş kullanılmıştır. Daha geç dönemlerde yapılan onarımlarda ise tuğla kullanılmıştır. Çift katlı olan kale duvarları içerisinde birbirleri ile bağlantılı galeriler bulunmaktadır. Üst kattaki burçlara ve seyirdim yerlerine merdivenlerle ulaşılmaktadır. Bu günkü giriş kapısının üzerinde altı satırlık kitabesi bulunmaktadır. Kitabede özetle: "Karamanoğlu Alaaddinoğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim İnşa etti. Mamure beldesi ve kalesi savaş için yardım edilen köşedir. Korunan yerleşim yeri Allah yolunda hediye olarak cihat için onun yardımı ile tamam oldu. Allah'ın nimetlerinden verdiği uyanıklık ve doğru yolu gösterdiğinden şükürler olsun. Bu tarih Mükerrem Şevval ayında 854 yılında yazıldı." Denilmektedir. 1988 yılında Anamur müze Müdürlüğünce yapılan kazılar sonucunda moloz taştan, araları Horasan harçlı olarak inşa edilmiş, tabanları mozaik döşeli, hamam ve konut olduğu sanılan mekânlar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntıların Rizmonai Antik kentine ait olduğu düşünülmektedir. Kurtarma kazısı sırasında Geç Roma Dönemine ait bol miktarda seramik parçalarına rastlanmıştır. Anamur ve Taşeli' nin Hristiyanlar tarafından işgal edilip tahrip edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey, (1300-1308) ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp kaleyi ele geçirmiş, kiliseleri yıkıp yerine cami yapmış ve kaleyi mamur edip adını MAMUNE koymuştur. Kalenin daha sonra 16. Yüzyıl ortalarında ve 18. Yüzyıl sonlarında yeniden onarım gördüğü ve kaleye yeni eklentiler yapıldığına dair belgeler bulunmaktadır. Son olarak 1960' lı yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarım yapılmıştır. " Mersin İl Kültür Müdürlüğü.

Gelecek yazılarda buluşmak umuduyla.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI