Zamanın kum saatinde kumların altın tozu gibi aktığı bir çağda, heykeltıraş Praxiteles, mermere can vermek değil, mermeri utandırmak istiyordu. O güne dek tanrıçalar hep ağır elbiseler, aşılmaz zırhlar içinde tasvir edilmişti. Ancak Knidos'un suları farklı bir ritimle dövüyordu kıyıları.
Praxiteles, Afrodit'i yeryüzüne indirmeye karar verdi. Ama onu bir savaşçı ya da bir kraliçe olarak değil; denizden yeni çıkmış, üzerindeki tuzlu suyu silkeleyen, mahrem bir anın en savunmasız ve en muazzam hâliyle...
Knidos'un dairesel tapınağının tam kalbine yerleştirilen heykel bittiğinde, şehir sustu. Mermer artık taş değildi; sanki birisi heykelin bileğine dokunsa, deri altına hapsolmuş bir nabzın atışını duyacaktı.
Efsaneye göre, Afrodit bizzat gökyüzünden inip kendi suretine bakmış ve o meşhur soruyu sormuştu.
"Ah! Praxiteles beni nerede çıplak gördü ki, bu kadar kusursuz işledi?"
Ancak güzellik, beraberinde felaketi de getirir. Genç bir gezgin, tapınağın gölgelerine gizlenerek geceyi bu soğuk ama kor gibi yakan mermerin yanında geçirdi. Heykelin gözlerindeki o donmuş bakışa aşık oldu. Taşın sessizliği, onun ruhundaki fırtınayı dindiremedi. Derler ki, genç adam o gece heykelin kusursuz kalçasına bir leke bıraktı; bu ne bir kir ne de bir boyaydı, sadece imkânsız bir aşkın yakıcı iziydi.
Ertesi sabah genç adam, tapınağın yüksek kayalıklarından kendini o lacivert sulara, Tanrıça'nın doğduğu köpüklere bıraktı. Çünkü mutlak güzelliği bir kez gören gözler için, dünyanın geri kalanı artık sadece soluk bir gölgeden ibarettir.
Yıllar, yıllar geçti.
Zamanın birinde, Knidos'un limanına devasa bir gölge düştü. Gelen, dönemin en büyük gücü, zenginliğiyle dünyayı titreten Bithynia Kralı Nikomedes'ti. Kral, kente bir orduyla değil, bir teklifle gelmişti.
Knidos o yıllarda ağır bir borç yükü altındaydı; şehrin hazinesi boşalmış, halkın omuzlarına vergiler binmişti. Kral Nikomedes, kentin meclis binasına girip o efsanevi teklifini sundu
"Knidoslular! Şehrinizin tüm borçlarını tek bir kalemde sileceğim. Sizi dünyanın en müreffeh halkı yapacağım. Karşılığında tek bir şey istiyorum: Tapınağınızdaki o çıplak Afrodit heykelini bana verin."
Meclis (Bouleuterion) sessizliğe büründü. Bir yanda açlık, sefalet ve borç prangaları; diğer yanda ise kentin ruhu, Praxiteles'in elinden çıkmış o kutsal mermer...
İşte o gün, Knidos'un taş sokaklarında tarihin en garip seçimi yapıldı. Demokrasi, ilk kez bir tanrıçanın kaderini oylayacaktı. Halk meydana toplandı. Yaşlı balıkçılar, genç felsefeciler, dokumacı kadınlar ve tüccarlar... Herkesin elinde iki taş vardı: Beyaz "hürriyet", siyah "esaret".
Kral, gemisinin güvertesinden gülümseyerek bakıyordu. Ona göre aç bir insanın sanatla, estetikle işi olamazdı. "Elbette mermeri verip ekmeği seçecekler" diye düşünüyordu.
Ancak oylama bittiğinde sandıklardan çıkan beyaz taşlar çoğunluktaydı.
Knidos halkı, demokrasi tarihinin en şiirsel kararını verdi: Aç kalmayı, Afrodit'siz kalmaya tercih ettiler.
Meclis sözcüsü, Kral Nikomedes'e dönüp o tarihe geçen cevabı verdi.
"Kral, biz borçlarımızla yaşamayı biliriz, ama ruhumuz olmadan nefes alamayız. Afrodit bizim sadece tanrıçamız değil; o, bu kentin özgürce hayal kurabilme yeteneğidir. Onu sana satarsak, sadece bir taş parçası vermiş olmayız, irademizi sana teslim etmiş oluruz."
Kral, öfkeyle yelken açıp gitti. Knidos borç içinde kaldı, belki sarayları eskidi, yolları aşındı... Ama o günden sonra Knidos, sadece Afrodit'in şehri olarak değil, "Güzelliği paraya satmayan özgür insanların yurdu" olarak anıldı.
Bugün Knidos harabelerine gittiğinizde o dairesel tapınağın boş kaidesine bakın. Heykel orada değil ama o boşluk aslında dünyanın en büyük anıtıdır.
O boşlukta şunlar yazar:
Demokrasi, sadece kimin yöneteceğini seçmek değildir.
Demokrasi, neyi feda etmeyeceğini seçmektir.
Knidoslular, bir heykel uğruna fakir kalmayı seçerek, aslında tarihin en zengin halkı oldular.
Çünkü bir halk, paylaştığı ortak bir estetik değer uğruna acı çekmeyi göze alabiliyorsa, orada gerçek bir "demos" (halk) var demektir. Afrodit orada mermer olarak durmasa da, Knidoslunun dik duruşunda sonsuza dek yaşamaya devam etti.