O PİRAMİTLERDE BAŞLADI HER ŞEY

MÖ 1159 yılı.

Antik Mısır'da düzenin adı Ma'at idi. Firavun, evrendeki adaleti, dengeyi ve bereketi korumakla görevli tanrısal bir figürdü.

III. Ramses dönemi bu dengenin çatlamaya başladığı bir yıldı.

Libya akınları ve deniz kavimlerinin saldırıları hazineyi boşaltmıştı.

Güneş, Krallar Vadisi'nin taşlarını kavururken, ölümsüzlük için piramitleri inşa eden işçiler, aslında kendi faniliklerinin yükünü sırtlarında taşıyordu.

Onlar, taş ustalarıydı.

Onlar, ressamlardı.

Onlar, tarihin görkemli anıtlarını yaratan ama isimleri hiçbir sütuna kazınmayan görünmez ellerdi.

Yaşadıkları yerin adıydı: Deir el-Medina.

Bir köyden çok, bir emeğin kaderiydi bu.

Gün geldi, çark durdu.

Çünkü ekmek gecikti.

Çünkü tahıl gelmedi.

Çünkü yağ küpleri boş kaldı.

Yirmi gün.

Aç bir işçi için yirmi gün, bir ömür kadar uzundur.

Ve o gün, tarihte ilk kez bir cümle yankılandı çölün ortasında

"Açız!"

Bu, bir şikâyet kadar  bir itirazdı.

Bu, insanın emeğiyle kurduğu dünyanın, yine insan tarafından inkâr edilmesine karşı yükselen ilk kolektif haykırıştı.

İşçiler aletlerini bıraktı.

Taş kesmedi kimse.

Duvarlara resim çizilmedi.

Ve sonra yürüdüler.

Tapınaklara doğru.

Tanrıların gölgesine.

Tarihin ilk grev gözcüsü olan kâtip Amennakht, papirüslere o anları bir haberci titizliğiyle not düştü. Grev, modern sendikal eylemlere şaşırtıcı derecede benzer bir seyir izledi.

İşçiler, III. Thutmose'nin anıt tapınağının arkasına geçip oturdular.

Tapınak ambarlarına girerek yetkilileri zorladılar.

Üstelik bu tek seferlik bir olay değildi; haftalarca sürdü. İşçiler rüşvetle susturulmaya çalışıldı ama onlar "Hepimiz için adalet" diyerek geri adım atmadılar.

Bu, bir başkaldırıydı ama kılıçsız.

Bu, bir isyandı ama kan dökülmeden.

Sonunda saray geri adım attı.

Geciken tayınlar ödendi.

Depolar açıldı.

Tahıl dağıtıldı.

Ama o gün sadece karınlar doymadı.

O gün, tarihin akışı değişti.

Çünkü ilk kez emek, kendisini sadece üretimle değil, reddetme hakkıyla da tanımladı.

Deir el-Medina'da başlayan bu sessiz direniş, bugün hâlâ sürüyor aslında.

Her grevde, her yürüyüşte, her "yeter" diyen seste.

O eski çöl yankılanıyor:

"Açız!"

Ve bu kelime, binlerce yıl sonra bile aynı soruyu soruyor:

İnsan, emeğiyle mi yaşar,  yoksa emeği için mi yaşamak zorunda bırakılır?

MÖ 1159'da o işçiler sadece karınlarını doyurmak için yürümediler; insanlık onuru ile hayatta kalma içgüdüsü arasındaki o ince çizgiyi belirlediler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI