GÜRCİSTAN SINIRINDA ÇILDIR GÖLÜ MACERAMIZ.

                Değerli okuyucularımız, Kars turumuzda ANİ HARABELERİ ziyaretimizden sonra dönüp bu kez de ÇILDIR GÖLÜ' ne doğru yelken açıyoruz. Çıldır Gölü, Kars' tan 70 km. mesafede Kars ve Ardahan sınırlarında yer alıyor. Eskiden PALAKATSİO GÖLÜ olarak adlandırılan bu göl, 123 km. kare alanı ile Doğu Anadolu bölgesinin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölüdür. 1959 metre rakımdaki bu gölün en derin yeri 42 metredir.

                Sanki eni sonu gelmez uzun ve karlı yollardan saatlerce giderek ulaştığımız Çıldır gölü, gelen, ziyaret edip dönen ziyaretçileriyle doluydu. İlk vardığımız lokanta binasının önünde aracımızdan indiğimizde bize gösterilen "İşte burası Çıldır Gölüdür" diye işaret edilen yerde çevredeki diğer karla örtülü beyaz alanlardan farkı olmayan karla kaplı beyaz alanlar görülüyordu. Tabi ki göl, bu beyaz karların altında buz tutmuş haldeydi. Atlı kızaklar ve meraklı ziyaretçiler bu beyaz alanlarda seyir halindeydiler. Beyaz alanın hemen girişinde bir çadır kurulmuş ve önünde çadıra davet eden mekân sahipleri; "Sıcak çay, kahve, neskafe, sıcak şarap." diyerek yeni gelenleri çadırına davet ediyordu. Kişi başı 250 tl. Karşılığında atlı kızaklarla gölün üzerinde geziye çıkaran atlı kızakların biri geliyor, biri gidiyordu. Manzara meraklıları, aynen bizim gibi fotoğraf makineleriyle görüntü peşindeydiler. Bir âlemdi gölün üzeri vesselam. Dönüşte lokantada gölün nimeti olan sarı sazan balıklarının tadını almak da nasip oldu ve oldukça leziz balıklardı.

                Bu göl, bir lav akıntısı ile bir moloz mahrutu (yığıntısı) tarafından müştereken oluşturulmuş bir doğal set gölüdür. Birçok dere ve pınarlarla beslenmekte olan gölün tek çıkıntısı kuzey batısında yer alan ve Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay' ın bir kolu olan TELEK ÇAYI' dır. En büyük olan adası, Akçakale harabelerinin yanında yer alan adadır. Göl çevresinde çok az bitki örtüsü gelişmiştir, ancak gölü çevreleyen otlaklarda yoğun hayvancılık yapılmaktadır.

                Yılın dört mevsiminde yapılabilen balıkçılık, yöre halkı için önemli bir gelir kaynağını oluşturmaktadır. Gölde balıkçılık,  önemli bir insan aktivitesi olup kışın buz tutan gölde kalın buz tabakası kırılarak balık avlanmaktadır. Gölde yakalanan en önemli balık türü, (aynalı) sazan (Cyprinus carpio) dur. Ancak kurak geçen mevsimlerde gölde su seviyesi hızla çekilmekte ve bu nedenle sazan gibi türlerin üremesi için gerekli olan sazlıklar daralmaktadır. Bununla birlikte birçok balıkçının yasalara uymayarak kontrolsüz avlanmaları balık stoklarını olumsuz etkilemektedir.

Gölün sadece kuzey batısında seddeyle ayrılmış bataklık ve sulak çayırlar bulunur. Genelde göl çevresi mera vasıflı olup sert bölge iklimi tarıma olanak vermez. DSİ tarafından gölü beslemek amacıyla yapılan derivasyon tünellerinin hem diğer havzalardaki kirlilik yükünü göle taşıması, hem de hayvancılık açısından çok önemli çayırların kurumasına neden olması mümkündür. Ayrıca yapımı henüz tamamlanmamış olan kuzey derivasyonunun Çıldır' ın çok önemli çayırlığı olan Karaçay Ovasının ot verimini ciddi boyutta etkilemesi söz konusudur. Göl ve çevresindeki tarım alanlarında kullanılan tarımsal kimyasalların (özellikle yüksek azot içeren gübrenin) bilinçsizce ve yörenin ekolojik ve iklimsel koşulları göz ardı edilerek kullanılmasının göl üzerindeki olumsuz etkileri belirtilmektedir.

Kontrolsüz ve aşırı avlanma, erozyon ve yüksek besin girdisi, Çıldır Gölü için tehdit oluşturmaktadır. Gölde şimdilik aşırı bir kirlilik görünmemesine karşın yine de artan bir evsel kirlilik göze çarpmaktadır. Adalardaki insan baskısının artması, bu alanları kuluçka için kullanan türleri olumsuz etkilemektedir. Yapımı planlanan otel ise yeniden gözden geçirilmelidir. Son yıllarda artan turizmle birlikte insan baskısı artmış ve turistik tesisler inşa edilmeye başlanmıştır.

GÖLÜN OLUŞUMU: Göl havzası, göl seviyesine nazaran takriben 200 metre alçak olan Çıldır ovasından nispeten dar olan doğal bir set ile ayrılmıştır. Bu seddin en büyük kısmı, gölün kuzey doğusunda yükselen PAPA DAĞI' ndan batıya doğru inmiş uzun, eski bir lav akıntısıdır. Batıda bu set gölünün batısında bulunan KISIR DAĞI' nın kuzey doğu yamacından gelen bir moloz mahrutu tarafından tamamlanmıştır. Bu mahrut ile lav akıntısı arasındaki sınır, Arpa Çayı-Çıldır yolunun takip ettiği gölün kıyısı boyunca yükselen geçitten geçer. Bu günkü göl havzası ile bu günkü Çıldır Ovasının eskiden tek bir depresyonu teşkil ediyordu. Bu depresyonun akıntısı, Çıldır Çayı vasıtasıyla KURA NEHRİ' ne doğru gitmiştir. Yukarıda anlatılan lavların akmasından dolayı bu havza eskiden dar bir düzlük tarafından ayrılmıştı. Kısır Dağı'ndan gelen mahrutun oluşması ile bu geçit tamamen kapatılarak bu günkü göl havzası Çıldır Ovası' ndan izole edilmiş ve böylece bu havza göl haline getirilmiştir. Göl daha sonra Arpaçay 'ın bir kolu tarafından kapatılmıştır. Sonuç olarak Çıldır Gölü, bir lav akıntısı ile moloz yığıntısı tarafından oluşturulmuş bir doğal baraj gölüdür.

Çıldır adı, Oğuz Han' ın ÇAVULDUR BOYU' ndan gelmekte olup; ÇAVULDUR adı,(ÇALDUR/ÇILDIR) şeklinde fonetik bir değişikliğe uğramış ve bu günkü ÇILDIR şeklini almıştır.

ÇILDIR GÖLÜ EFSANELERİ:

ÇILDIR GÖLÜ DİBİNDEKİ ESKİ ŞEHİR EFSANESİ: Eskiden Çıldır Gölü' nün dibinde bir şehir varmış. Buranın Beyi Akçakale' de oturuyormuş. Çukurda kurulmuş olan bu şehrin dokuz burma musluklu bir çeşmesi varmış. Bey, "Gece-gündüz çeşmeden su alanlar, sakın çeşmeyi kapatmayı unutmasınlar, yoksa şehri su basar" demiş. Şehirde kadın-erkek bu buyruğa uyarmış. Bir gün akşamın karanlığı basmışken çeşmeden su doldurmakta olan bir kıza yedi yıldır gurbette olan ağabeyinin geldiğini müjdelemişler. Dokuz burma musluklu çeşmenin bir musluğundan su dolduran kız, sevincinden evine koşup giderken burmayı kapatmayı unutmuş.  O gece karanlığında çukur yerlerdeki evleri su basmış ve dokuz burmalı çeşmenin yeri de kaybolmuş. Evi biraz yüksekte olanlar işin farkına varınca çoluk çocuğun elinden tutarak hiçbir eşya almadan yokuş yukarı kaçmışlar. Ertesi günü şehirden ancak kilisenin kümbeti görülüyormuş ve akşama kadar onlar da su altında kalmış. Şehirden sağ kurtulup kaçanlar Akçakale Adasına sığınmışlar. Çıldır Gölü işte dibindeki o dokuz burmalı çeşmenin suyundan ortaya çıkmış.  Eğer güneydeki Taşbaşı' ndan bu gölün ayağı ZARŞAT' a doğru akmasaydı Akçakale Adası ile öteki köyleri de su basacağına inanılır.

TEKÇAM EFSANESİ: İlin merkeze bağlı Ova Pınar Köyü dağlarında bulunan ormanlık bir alan zamanla yok olur, ancak bir tane çam ağacı kalır ve ona kimse dokunmaz. Geceleri ağacın çevresinde mumların yandığını gören çevre halkı, bu çam ağacının kutsal olduğuna inanır ve dilek dilemek için buraya gelirler.

MOGAN GÖLÜ EFSANESİ: Gece gündüz hiç durmadan ve göz pınarları kuruyana kadar ağlayan âşıkların gözyaşları, zamanla birike birike bir göl oluşturur. Halk da bu göle Monza ve Ganey' in baş harflerinden oluşan MOGAN yakıştırmasını yapar. O günden beri gölün bu isimle anıldığı rivayet edilir.

KÜR ÜZERİNDEKİ UĞUZ TAŞI EFSANESİ: Ahıska Nekeleye Köyü Hırtıs arasında Ardahan' dan gelen KURA suyunun üzerinde UĞUZ TAŞI denilen bir kesme taş vardır. Uğuzlardan iki kardeş, o koca kaya gibi taşı bir taş ocağından keserek buraya köprü kurmak için getiriyorlar. Bunlar, bu taşı KURA' nın kıyısına koyduktan sonra öğle yemeği için evlerine gidiyorlar. Bu sırada Uğuzlar' a göre ufak yapılı bir adam da onların evlerine konuk gelir. Uğuz' un atının torbası bir somar (320-330 kg. kadardır) arpa alır. O ufak adam Uğuz' un gözünün koca bir kilim gibi duran atın torbasını doldurduktan sonra gücü yetmediğinden atın başını eğdirir ve kolaylıkla arpa dolu torbayı hayvanın başına takar. Uğuz' un anası bunu görünce oğullarına der ki, "sonunda bunlar dünyayı ele geçirip yiyecekler". Bu durumu gören iki Uğuz kardeş de ufak adamın gücü ile büyük işler başardığını, bu at torbası olayında gözleri ile gördüğünden KURA üzerinde kurmak istedikleri taş köprüyü yapmaktan vaz geçerler. Sonradan o uzun ve dev yapılı Uğuzlar, saflık ve hile bilmezliklerinden zamanla yok olup giderler. Uğuzlar, sık sık uyumazlarmış. Uyudukları zaman da yedi gün aralıksız uyurlarmış. "Uğuz' un uykusuna yattığı" sözü buradan kalmadır.

UĞUZ ÇAYIRI VE UĞUZ DAĞI EFSANESİ: Eskiler derler ki, Gürcü' lükten bile önceleri Cınıvızlar (Cenevizli-Romalılar) daha görünmeden UĞUZ DAĞI ile çevresindeki yaylalarda UĞUZ (Oğuz) denilen çok iri yapılı bir millet yaşarmış. Bu Uğuzlar' ın bir Beyi varmış ki, bütün Ardahan ve CAVK da denilen Ahılkelek ile ZEGEN ( Posof'un ILGAR ile CİN DAĞI kesimleri ile ŞAVŞAT sınırındaki ARSİYAN DAĞI etekleri) bunun mülkü imiş. Bu UĞUZ' un dağı ile çevresinde ve KURA suyu üzerindeki kışlaklar bu Beyin has otlağı imiş, hem de yığarmış. Uğuz, bir yaz günü buraları tırpanı ile biçerken bacısı kendisine öğle yemeği getirmekteymiş. Sıcakta biçenle uğraşırken kendi terinin buğusu gözlerini bürüyen Uğuz, çayırın gür bir yerinde kızgın kızgın çalışırken bu sırada omzunda heybesiyle öğle yemeği getiren ve yanına yaklaşan bacısını gözü görmez ve otlarla birlikte onu da ikiyi biçer. Bunu yaparken bile farkına varmamış. Kol başına geldiğinde belinden çıkarttığı masatını tırpana vurmaya çalışan Uğuz, bir de bakmış ki, tırpan al kana boyanmış. "Bir hayvanın canına mı kıydım!" diyerek yazıklanırken hemen o kol boyunu dolaşmış. Bir de ne görsün, öğle yemeğini getirmiş olan bacısını ikiye biçmişmiş. Hiddetle masatı yere vurmuş, ak taştan olan masatın yarısı yere saplanmış. Bu gün dışarıda kalan kesimi bir adam boyundan yüksektir. Ellerini yere vurup tırpanı da bırakarak hemen bacısının iki parçasını birleştirip masatın dibine gömmüş. Kendisi de kederinden Uğuz Dağı' nın tepesine çıkmış ve orada ölmüş.

KURŞUN ASKER EFSANESİ: Posof ilçesine bağlı secede de Kahraman Mehmetçik Hudut Karakulunda nöbetçidir. Kulağına sesler gelir ve karşı tepeden düşman görünür. Arkadaşları duysun diye silah atar, onlar gelinceye kadar düşman sarar. Ruslar, kurşun yağmuruna tutulur. Bundan dolayı bu köye "KURŞUN ÇAVUŞ" Köyü denilmiştir. Yazımıza iki de fotoğraf ekliyoruz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI