BAŞKA BİR YOLU VAR MI?


Ülkemiz, gerçekten her bakımdan en güç dönemini yaşıyor. Hiç kimse bunun tersini söyleyemez. Ancak ülkemizi kemdi kendine yeten yedi ülkeden birisi iken samanı bile dışarıdan alan, dışa bağımlı duruma getirenler bunun tersini söylüyorlar. Onları destekleyenler dışında birkaç kanal gerçekleri sürekli yineliyor. Karşı tarafın yanlış uygulamaları karşısında sürekli savunma yapılıyor. Oysa asıl muhalefetin saldırı yaparak gündemi belirlemesi gerekiyor. Çünkü Ülkeyi darboğaza sokanlar, ülke yönetimindekilerdir; onların dışındakiler değil.

İki yıl önce ekonomiyi düzeltecek düşüncesiyle çifte vatandaşlı birisi maliye bakanı yapıldı. O da faizi indirip çıkartmayla ve yoksuldan almayı öngören tasarruf tedbirleriyle uğraşıyor. Oysa ülke ekonomisi böyle düzeltilemez. Ekonomi, uyguladıkları gibi daha düşük gelirli vatandaşlardan alınacak vergiler ve kısıntılarla düzlüğe çıkartılamaz. Bir özveri isteniyorsa tepeden aşağıya doğru düşünülmelidir; aşağıdan değil.

Darboğazdan çıkılması, ekonomistlerle sağlanamaz. Çünkü asıl sorun faizde değil, üretimdedir. Yani üretim olmadan ekonomi düzeltilemez. Çiftçilik, hayvancılık öldürülmüş, devletin fabrikaları başta olmak üzere tüm değerleri satılıp dış borçlar da iki misline çıkartılmış, ülke, ucuz emek bahanesiyle yabancılarla doldurulmuş; faiz indirip faiz yükseltme ile sonuç alınmak isteniyor. Bu işi ancak tarımda uzmanlarla çözebiliriz. Bunlar da yetmez, eğitim ve hukuk düzeni yeniden rayına oturtulmalı. Başta maden yasası olmak üzere tüm yabancılara ve bazı yerli şirketlere ayrıcalık tanıyan yasalardan kurtulmalıyız. "İyi de kardeşim, bunu bozanlar mı düzeltecek?" denecek.

Elbette değil. "O halde nedir?" diye sorulacak.

Ülkeyi bu duruma getiren zihniyetten kurtarmak için tek adam yönetiminden kurtulmak ve Cumhuriyetin temel değerlerine, güçler ayrılığının kolay değiştirilemeyecek esaslara dayandırıldığı parlamenter sisteme dönülecek. Çözümün koşulu budur. Hemen bunun için çalışıldığı, bunun da öyle kolay olmadığı söylenecek. Ben de zaten kolay olduğunu söylemiyorum. Ya ne diyorum?

Tüm muhalefet, birlikte hareket ederek ağız birliği içinde savunmalarını kişiler üzerinden değil,  tek adamlıktan ülkeyi kurtarma başta olmak üzere temel sorunlar dile getirilerek gerçekler halka anlatılsın diyorum. Gündemi iktidar değil, muhalefet belirlesin diyorum.

Evet, bugün en önemli sorun, nüfusun ezici çoğunluğunun aş-ekmek sorunudur. Elbette bu sorun önemle üzerinde durulacak bir konudur. Ama bunu, başka sorunları gölgede bırakacak önemde öne almak, sonraları ve giderek öteki sorunların teke indirilmesi gibi büyük bir sakınca yaratır. Çünkü içinde bulunduğumuz sıkıntıların tek nedeni bu değildir. Ayrıca da tüm sorunların yaratıcısı ve nedeni hukuksuzluk ve dolayısıyla da tek adam yönetimidir. Bu yönetimden kurtulmadıkça sorunların çözümü mümkün değildir. Çünkü günümüzde bir kişi, tek başına bir aileyi bile sağlıklı yürütemeyeceği bir ortamda 85 milyonluk, çevresi ateş çemberiyle çevrili ve bin bir sorunla uğraşan, herkesin iştahını kabartan verimli topraklara sahip böylesine geniş bir ülkeyi yönetemez. Öyle olsaydı ülke böyle bir açmaza sürüklenir miydi?

Muhalefet, mutlaka aralarındaki sorunları geride bırakarak birlikte hareket etmek zorundadır. Gündem, bu denetlenemeyen tek adamlık sisteminden ülkeyi kurtarmak olmalıdır.

Bu da ana muhalefet liderinin tüm muhalefet partilerini ziyaret ederek birlikteliği sağlamasıyla mümkün olabilir. Hem de hiç zaman geçirmeden yapmalı bunu. Bunun başka bir yolu yoktur.

Siz söyleyin; başka bir yolu var mı? 26.02.2025

Nuri Çelik

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI