FAKİR BAYKURT MUĞLA'DA


1969 yılı başları olmalı, Büyük öğretmen boykotu öncesi. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ün en güçlü olduğu dönem. Öğretmenlerin büyük bir bölümü sendika çatısı altında toplanmış, Aydın merkezde 500'e yakın üyemiz var. Sakın ola bugünkü öğretmen sayısıyla karşılaştırmayın. O günler için bu çok önemli bir sayı.

Seçimlerde ekip olarak yönetimi kazanmışız, bir süre sonra başkan ayrılınca arkadaşlarımız benim başkan olmamı uygun gördüler, Canla başla üye sayımızı artırmak ve etkinlikler düzenlemek için uğraşıyoruz.

O günlerde Fakir Baykurt genel başkanımız, bir telefon aldık, genel başkan bizlerle tanışmak ve bir söyleşide bulunmak için gelecek Aydın'a.

Hemen üyelere duyuru yaptık, genel başkanımızı topluca karşılayacağız.

O gün için en uygun görülen yer, İstasyon Meydanı. Gerçekten çok sayıda öğretmen, karşılamak için meydanda heyecanla bekliyoruz. Otobüsle gelecek ve saati aşağı yukarı belli.

O günlerin iktidarı karşımızda "Ülkücü Öğretmenler" denilen bir grubu örgütlemiş, her fırsatta bizleri karalamaya ve yıpratmaya çalışıyorlar. Ellerindeki en büyük silah da devrimci ve ilerici öğretmenleri "komünistlikle" suçlamak.

Onların içinde Köy Enstitüsü kökenli bir ilköğretim müfettişi var ki yerel basını dahi bizim aleyhimize kullanmaya çalışıyor. Arkadaşlardan biri, bir gün kendisine "Arkadaş sen nasıl köy Enstitülüsün? Senin TÖS içinde yer alman gerekmez mi?" deyince,

"Ben bu yaştan sonra komünistlerin içinde yer alır mıyım? Çocuklarımın akrabalarımın yüzüne nasıl bakarım o durumda!" olmuş yanıtı. Neden anlatıyorum bu anekdotu?

Fakir'in otobüsü meydanda durdu, otobüsten iner inmez ilk başta söz ettiğim bu kişi, hepimizden önce koşturup boynuna sarılmaz mı? Hem de gözyaşları içinde. "Ben nasıl severim seni, burada TÖS'ün kökleşmesi için en çok çaba harcayanlardan biri benim." anlatıyor boyuna hem de gözümüze baka baka.

"Hoş geldiniz" seremonisinden sonra Cumhuriyet İlkokulu ile demiryolu arasında yer alan binamıza yöneldik hep birlikte. 12 Eylül darbesinden sonra el konulan ve maliyecilere lojman olarak verilen bugün ne amaçla kullanıldığını bilmediğim Sendika binamıza. Oysa Öğretmenler bu yapıyı kendi emekleri ve kendi öz varlıkları ile yükseltmişler, Aydın Öğretmenler Derneği olarak.

Türkiye Öğretmen Dernekleri Federasyonu içinde yer alan bu derneği, mal varlığı ile birlikte TÖS'e devretmek de bize kısmet olmuştu.

İki gün konuk ettiğimiz Fakir Baykurt'la bir süre söyleştikten sonra onu oteline uğurladık. İki günün sonunda bir grup olarak kendisiyle birlikte

Ertesi gün, söyleşiyi yapmak için onu üst kattaki salona davet ettik.

Belirlenen saatte geldi ve zaman zaman gözlerimizin yaşardığı, zaman zaman kahkahalarla güldüğümüz çok hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aradan çok zaman geçti ama söylediklerinden bazıları daha dün söylenmiş gibi belleğimde.

"TÖS Genel Başkanı olmam nedeniyle beni her gittiğim yerde izliyorlar, kaldığım otelde valizim karıştırılıyor, sanki biz yasadışı bir iş yapıyormuşuz gibisözde belge arıyorlar. Burada da farklı olmadı. Dün akşamüstü otelimden, kenttebiraz gezineyim, diye dışarı çıkmıştım. Valizimin üstüne belirli bir şekil vererek koydum oda havlusunu. Ayrıca Danışmadaki görevliyi uyardım 'odam temiz lütfen odama girmeyin' diye. Dönüşte bir de baktım ki havlu valizin üzerine bırakılmış ama benim bıraktığım gibi değil."

Mesleksel bir anısını anlatmasını istedi bir arkadaşımız... Anlattığı gerçekten ilginçti.

"Bir süre önce yapılan bir soruşturma sonucunda açığa alınmıştım. Sağ olsunlar Sendika'dan arkadaşlarım -geçmiş olsun- ziyaretine gelmek istemişler bunun için de bir buket yaptırmışlar.

Ankara'nın merkezinden uzakta gecekondu bölgesi denilebilecek bir yerde oturuyoruz. Eşim çalışmıyor, ev kadını, açığa alınmış olduğum için maaşımın ancak üçte ikisi ödeniyor. Geçim zorluğu içinde kıvranıyoruz.

Buketi alıp arkadaşlarıma teşekkür ederken, ayıp mı oldu bilmiyorum ama? 'Arkadaşlar bu buket yerine iki marul getirseydiniz, inanın daha çok makbule geçerdi' demekten kendimi alıkoyamadım. Belki zoraki şekilde onlar da tebessüm ettiler ama ne yazık ki gerçek buydu."

Şimdiki işçi sendikası liderlerinin on bin TL'ler düzeyinde maaş aldıklarını, bazılarının neredeyse servet yaptığını, hatta bir tarihte Zonguldak kömür işçilerine önderlik eden, kamuoyuna büyük işçi hakları savunucusu gibi sunulan birinin, makam arabası olarak "Bir Jaguar" aldığını bildikten sonra. Fakirin yaptığı sendikacılığın gerçekten "Fakirce" olduğuna inanmamak elde değil.

Konuşmaların sonuna doğru arkadaşlarımızdan bazıları şöyle sorular yönelttiler: "Sayın Genel Başkanımız, Biz sendika olarak Türkiye'nin tüm sorunlarına sahip çıkıyoruz. Ormanlarımıza, madenlerimize, ulusal kaynaklarımıza, işçi haklarına. -Gerçekten o yıllarda TÖS diğer bütün toplumsal kesimler haklarına sahip çıkmaktan uzakta oldukları için çalışanlarımızın ve Türkiye'nin sorunlarına tümüyle sahip çıkan tek ve en güçlü kuruluştu- ama öğretmen haklarına sahip çıkmakta yeterince etkili değiliz. Sizin ilk görevlerinizden biri öğretmenlerin özlük haklarının geliştirilmesi değil mi?

Bu konuda neden yeterince savaşım vermiyorsunuz?"

Fakir, bugünkü sendikacıların anlamakta zorlanacağı, tümüyle idealizmi yansıtan çarpıcı bir yanıt vermişti: "Arkadaşlar, Halkımızın büyük bir çoğunluğu yoksul, hatta bazıları geceleri aç yatıyor. Çocuklarına bir lokma sunabilmek için çırpınan insanlarımız var. Bu durumda ben, 'öğretmenlerin maaşları artırılmalı' diye ortaya çıkamam, utandırır bu beni."

Buraya gelmişken Muğla'yı da ziyaret etmek istediğini söyledi. Yönetim olarak ertesi gün bir minibüs kiraladık. Karar verilen günde Muğla'ya hareket ettik. Doğal olarak Muğla'da da TÖS'ün bir şubesi vardı. İlk ziyaretimiz oraya oldu. Öğretmen arkadaşlarla uzun bir söyleşide bulunduk. Arkasından bir şehir turu attık ve akşamına Aydın'a döndük.

Bu anımı yazarken ünlü yazar Fakir Baykurt'un Muğla'mızı ziyaret ettiğini tüm hemşerilerimiz bilsin istedim.

Ölümünün 26. yıldönümünde onu saygıyla anıyoruz.

            TURGUT DERELİ

YAZARIN DİĞER YAZILARI